Bilinen bin düşmandan, bilinmeyen bir düşmanın daha tehlikeli olduğu tarihi kayıtlarla sabittir. Bilinmeyen düşmanlar, genellikle iç düşmanlardan çıkmaktadır. O nedenle, “iç düşmanların tehlikesi her zaman dış düşmanlarınkinden büyük olur” denilmiştir.
İslâm toplumları ne çekmişse, dış düşmanlarla işbirliği yapan iç düşmanlardan çekmiştir. Maalesef geçmişten günümüze iç düşmanlarımız hiç eksik olmamıştır. Bir başka deyişle, dış düşmanlarımız, her dönemde içimizde, kendileriyle işbirliği yapan satılık insanlar, yani hainler bulmuştur.
İslâm coğrafyasını bölük pörçük edip kan gölüne çeviren İngilizler, bunu satın aldıkları insanlarla başarmışlardır. Bugün de aynı satın almalar sürmektedir. Dede Korkut ne güzel demiş, “hain hanede ise, kapı kilit tutmaz” diye. İslâm ülkelerinin kapıları, hainler tarafından ardına kadar açıldığı içindir ki, birçok istihbarat örgütlerinin ajanları, en ücra köşelerimizde dahi cirit atmaktadır. 
Ne acıdır ki, İslâm ülkelerinde bazı insan satın almalar, açıktan, herkesin görüp anlayabileceği bir şekilde gerçekleşmektedir. Bunun en yeni ve tipik örneği Veliaht Muhammed bin Selman’dır. Muhammed bin Selman, satıldığının ilk işaretini, “Suudi Arabistan’a ılımlı İslâm’ı getireceğiz” diyerek verdi. Ilımlı İslâm denilen şey, ABD’nin sömürüsüne engel çıkarmayan ve onun rıza göstereceği bir ucubedir ki, bu asla İslâm olmaz.
Muhammed bin Selman, ardından “Neom” adını taşıyacak yeni bir ekonomik bölge kurulacağını açıkladı. Bu, Şimon Perez’in “Yeni Ortadoğu” adlı kitabında gündeme getirdiği bir projedir. Şimon Perez, Ortadoğu’da bir ticaret merkezi kurulmasını ve bunu İsrail’in yönetmesini öneriyor ve şöyle diyor: “O ticaret merkezinde Ortadoğu zenginlerini ele alırız.” Zenginler, daha doğrusu finans ele alınırsa, geriye doğal olarak sömürülecek Müslümanlar kalır. Projenin amacı işte budur.
Söylenen o ki, ABD’nin,  Muhammed bin Selman’a kabul ettirdiği bir diğer proje de, Mekke’yi Vatikan tipi bir statüye kavuşturmaktır. Aynı proje, İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi için de düşünülmektedir. 
Şu gerçeği artık görmek zorundayız: İslâm dünyasında yaşanan başta dini olmak üzere siyasi, askeri ve ekonomik sorunları çözecek olan yalnız ve sadece Müslümanlardır. Müslümanlar, kabahati ve suçu başkalarına atarak sorumluluktan kurtulamazlar. Başımıza gelenler, bizzat kendi yaptıklarımızdandır.
Daha yerinde ve açık bir deyişle, sorumlu sömürgeci Batılılar değil, tüm Müslümanlardır. Batılıların inancı ve medeniyeti sömürgecilik üzerine kurulduğundan, onlardan başka bir şey beklenmez. Bu gerçeği, Batılılardan itiraf edenlerin sayısı hiç de az değildir. Bunlardan biri olan Fransa’nın eski başbakanlarından Jules Ferry şöyle demiştir: “Evet, bizim belli bir sisteme dayalı sömürgeci bir yayılma politikamız vardır. Bu, sömürgecilik politikası üç temele dayanır: Ekonomik, siyasi ve insani.”
O halde yapmamız gereken, sömürüye rıza göstermemek ve sömürü durumundan süratle çıkmaktır. Malik bin Nebi der ki: “Sömürgeleştirmeye müsait kalındığı müddetçe sömürgeleşmekten kurtulmak mümkün değildir. “ 
Sonuç olarak ifade edersek, en tehlikeli düşmanı, en büyük sorunu içimizde aramamız ve çözümü de yine içimizde bulmamız gerekmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Ali Gunaydin Karab 2018-02-24 13:13:05

Eline sağlık güzel insan