Son günlerde Suriye’de İdlib merkezli çok ciddi bir gerilim yaşandı. Bu gerilim, garantör devletler olan Türkiye, Rusya ve İran’ın ortak koordinatörlüğünde gerçekleşen Astana sürecini neredeyse baltalıyordu ama şimdilik direkten döndü.
Esasen Astana’nın koordinatörleri; bu barış ve çatışmasızlık sürecinin, bu süreçten rahatsız olanlar, Suriye’de barış değil, kaos isteyenler tarafından baltalanabileceğini çok iyi bilmeleri gerekiyordu ama yaşanan gerilim gösterdi ki ilişkiler maalesef pamuk ipliğine bağlı… Süreci baltalamak isteyenler de bunu çok iyi biliyor ve emin olun ki bu yara sık sık kaşınacak ve zaman zaman da kanatılacak.
Peki, kriz nasıl gelişti? Astana zirveleri gayet olumlu devam ediyorken, 22 Kasım’da Soçi’de gerçekleşen zirvede Erdoğan, Putin ve Ruhani bir araya gelerek Suriye’de barışı getirecek çok önemli görüşmeler yapmışken bir anda ne oldu?
Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan 27 Aralık’ta yaptığı Tunus ziyaretinde durup dururken Esad için çok ağır ifadeler kullandı, onunla yol yürünemeyeceğini belirterek onun için “devlet terörü estirmiş aslında bir teröristtir” dedi. Tam da “Siyasilerimiz nezdinde Esed yeniden Esad oluyor” ümidine kapılmışken…
Bu açıklamadan 4 gün sonra, 31 Aralık’ta Rusya’nın Lazkiye’de bulunan Hmeymim Hava Üssü İdlib’de muhaliflerin bulunduğu bölgeden Grad füzeleri ile vuruldu. Rus uçakları zarar gördü ve 2 Rus askeri öldü.
6 Ocak’ta da Hmeymim ve Tartus’taki Rus askeri üslerine 13 silahlı insansız hava aracıyla yeniden saldırı girişiminde bulunuldu.
Bu saldırılardan sonra Rusya tehdit aldığı yerlere hava saldırılarını yoğunlaştırdı, Suriye ordusu da buralara yoğunlaştı ve Türkiye’nin garantörü olduğu muhaliflerin bulunduğu çatışmasızlık bölgesinde çatışmalar yaşanmaya başlandı. İşte yaşanan gerilimin nedeni bu…
Türkiye, yapılan operasyonlarda sivil kayıpların olduğunu ifade ediyor, Suriye ordusu ve Rusya ise bu bölgeden tehdit aldığını belirtip operasyon yapıyor. 
Öncelikle Rusya’nın şu gerçeği iyi bilmesi gerekiyor: Türkiye’nin garantörü olduğu İdlib bölgesinden yapılan saldırıların arkasında Türkiye’nin olması mümkün değil, çünkü bu Türkiye’nin menfaatine değil… Garantörü olduğu çatışmasızlık bölgesinden yapılacak bir saldırı, Türk askerinin buradaki varlığının sorgulanmasına neden olacağını bildiği için Türkiye böyle bir girişimde asla bulunmaz. Üstelik Astana ve Soçi süreçleriyle ilişkiler gayet iyi gidiyorken, uçak krizinin yaraları daha yeni sarılmışken, Akkuyu, Türk Akımı gibi birçok anlaşmada ciddi yol kat edilmişken…
Zaten Rus Lider Putin de buna yönelik bir açıklama yaptı. Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini belirterek, “Suriye’deki Rus üslerine yönelik İHA saldırısının arkasında Türkiye’nin olmadığını biliyoruz. Ayrıca bu provokasyonun kim tarafından organize edildiğini de çok iyi biliyoruz” dedi.
Rus Lider açıklamasının devamında, “İHA’lara el yapımı görüntüsü vermek için ustaca kamuflaj teknikleri uygulanmış. Bu provokasyonun büyük hazırlıklarla organize edildiğini söyleyebilirim” ifadelerini kullandı. 
Bu açıklama, Ankara-Moskova hattındaki gerilimi yumuşattı.
Putin’in bu açıklamalarından hemen sonra ABD’li yetkililerin apar topar basın açıklaması yapması esasen provokasyonun arkasında kimin olduğunu açıkça gösterdi. Çünkü bildiğiniz gibi “yarası olan gocunur.” ABD Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Korgeneral Kenneth F. McKenzie, “Size kesin surette şunu söyleyebilirim. ABD’nin Rus üssüne yönelik herhangi bir drone saldırısında hiçbir zaman hiçbir dahli olmamıştır” ifadelerini kullandı.
Hâlbuki Putin, “bu saldırıyı ABD yaptı” dememişti, sadece “provokasyonun arkasındaki iradeyi biliyoruz” demişti.
Çözüm noktasına gelirsek, elbette ki Prof. Dr. Haydar Baş’ın, “Ortadoğu’da ve Suriye’de yaşanan problemlerin çözümü ancak bölge ülkelerinin barış içinde bir araya gelmeleri ile mümkündür” ifadesinde belirtilmektedir. Ama provokasyon ihtimalini göz ardı etmeyip gerekli önlemleri alarak…
Mesela, Sayın Dışişleri Bakanımız Çavuşoğlu’nun dediği gibi, İdlib’e göç eden sivillerin arasına silahlı terör unsurları da sızdı. Bunların hangi amaçla İdlib’e girdiğini Rus üslerine yapılan saldırı provokasyonuyla açıkça görmüş olduk. Eğer Türkiye; Rusya’nın ve Esad ordusunun kendilerine tehdit aldıkları bu bölgeye operasyon yapmasını istemiyorsa, İdlib üzerinden oluşabilecek provokasyonlara müsaade etmemesi lazımdır. 
Bunun da yolu; Astana’da barış masasının tarafı olan Esad hakkında artık sert ve gerilimi artırıcı söylemler kullanmamak ve garantörü olduğumuz bölgede kontrolümüzdeki muhaliflerle, kontrol dışı olan teröristleri net bir şekilde ayırmaktır. Eğer bunu yapmazsak, provokasyonlar devam eder ve bizler hep zan altında kalırız.
Neticede oluşacak gerilimden sadece ABD istifade eder ve koridoru tamamlayarak sınır komşumuzu komple terör örgütü yapar.
Gayet iyi bilelim ki, bölgedeki kaos ABD ve İsrail’in çıkarına; barış ise Türkiye, Suriye, İran ve Rusya’nın çıkarına…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.