Dış politikayı ilkeler çerçevesinde sürdürmeyen ülkeler, sağdan sola savrulmak ve kitle psikolojisiyle hareket etmek zorunda kalırlar. Hâlbuki devlet adamları kitle psikolojisini hesaba katar, ancak ona bakarak dış politika belirlemezler. Çünkü kitlelerin sürükleyici gücü ve baskısı, her zaman akıllı ve ihtiyatlı politikaya imkân vermez.

Dış politikada tarihi iyi bilmek ve dolayısıyla muhatapları doğru tanımak, yanlış yapmamak için bir gerekliliktir. Tarihin propaganda aracı olarak kullanılması, belki günlük politikada bir çıkar sağlayabilir, ama uzun vadede mutlaka zarar getirir.

Bu girizgâhı, son günlerde Almanya ve Hollanda ile yaşadığımız diplomatik krizler nedeniyle yapma gereği duyduk. Görülen o ki, devletimizi yönetenler, Batılıların bilinçaltındaki Haçlı ruhunu zaman zaman unutuyor, atalarımızın “düşmanın gülüşüne, kışın güneşine aldanma” sözünü kulaklarına küpe yapmıyorlar. Batılıların bir sahte gülüşüne ve yapmacık davranışına aldanıyor, sonra da sukutu hayale uğruyorlar.

Hayalden azıcık kurtulup kendilerine gelince de, hemen meydan okuyama kalkıyorlar. Hollanda ile aramızda yaşanan diplomatik krizde, tam böyle bir tavır sergilediler. “Konya ilimizden küçüktür” diyerek Hollanda’yı küçümsemeye başladılar. Evet, Hollanda küçüktür, ama hani derler ya, “cismi küçük, cürümü büyük” diye. İşte, Hollanda böyle bir ülkedir.

Büyük Britanya İmparatorluğu’ndan önce Hollanda, dünyanın en büyük sömürücü gücü idi. Bu reflekse, Türk bakanlara insanlık dışı bir tutum takındıkları kesindir. Daha doğru bir deyişle, Türkiye ile Hollanda arasındaki diplomatik krizin kaynağı Haçlı ruhudur. O bakımdan Haçlı ruhunu akıldan çıkarmayanlar için, Hollanda’nın yaptıkları hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Batılılar, her ne kadar savunuculuğunu yaptıkları demokrasi, insan hakları, hukuk ve ifade özgürlüğünü çiğnemiş olsalar da, Türkiye, diplomasi sanatını ve dilini terk etmemelidir. Diplomasi ile savaşlar bitirildiğine göre, böylesi krizler de çözülebilir. Zaten diplomasi bunun için vardır. Ama ne yazık ki, diplomasinin yerini karşılıklı yıpratıcı ve aşağılayıcı demeçler almıştır.

Şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek gerekir: Dış politikada eyleme dönüşmeyen söylemlerin, hiçbir etkisi olmamaktadır. O nedenle söylemleri kısmak veya kesmek, vakit kaybetmeden eyleme geçmek zarureti bulunmaktadır.

Türkiye’nin ilk ve en ciddi eylemi, AB bakanlığını kaldırmak olmalıdır. Bunun anlamının ve etkisinin çok büyük olacağı muhakkaktır. Maalesef Türkiye’yi yönetenler, böyle bir şeyi akıllarından dahi geçirmiyor, sadece söylemlerle yetiniyorlar.

Esasen Türkiye’nin AB’ye girme talebi tarihi bir hata ve macera idi. Batı hayranlığı üzerine bina edilmiş ilkesiz dış politika, bazılarının bu gerçeği görmesine engel olmuştur. Batılıların açık, sert ve rencide edici davranışları, birçoklarının uyanmasını sağlamaktadır. Umarız milletimiz, bu şerden böylesi bir hayır çıkarır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100