Nasp edilmiş imamların 10’uncusu İmam Hadi’dir.
İmam Hadi, hicri 220 tarihinde Mu’tasım döneminde imamet makamına geçti ve 254 senesinde şehit edildi.
Altı Abbasi halifesini görmüştür.
Bunlardan Halife Mütevekkil dönemi Türklerin yönetim üzerinde söz sahibi oldukları dönemdir.
Mütevekkil, İmam Hüseyin’in kabrinin ve etrafındaki evlerin yıkılmasını emredecek kadar Ehl-i Beyt düşmanıydı.
Mütevekkil’den sonra oğulları Muntasır, Mu’tezz ve Müeyyed’i yerine veliaht bıraktı.
İmam Hadi, halife Mu’tezz döneminde hicri 254 senesinde şehit edildi.
Halife Mütevekkil, İmam Hadi’yi Medine’den aldırıp, Samarra’da hapsettirdi.
244 yılında, yani tahta çıkışından iki yıl sonra, Yahya bin Herseme’ye Medine’ye gitmesini ve İmam Hadi’yi Samarra’ya getirmesini emretti.
Yahya, Medine’de yaşananları şöyle anlatır:
“Medine’ye gittim. Şehre girdiğimde büyük bir dalgalanma yaşandı. İnsanların çığlık ve feryat sesleri yükselmeye başladı. …İmam Hadi insanlara hep iyilik yapıyordu. Dünyaya en ufak bir meyli yoktu. Halkı sakinleştirmeye çalıştı. O’na bir kötülük emri almadığımıza dair yeminler ettim. Ondan sonra evinde arama yaptım. Evde Mushaflardan, dualardan ve ilmi kitaplardan başka bir şey bulamadım. Gözümde iyice büyümüştü.”
Şeyh Müfid, İmam’ın Samarra’da on sene ve birkaç ay kaldığını yazar.
Kaynaklarda Mütevekkil’in, İmam Hadi’yi Samarra’ya getirmesinin nedenlerinden birinin, Ehl-i Beyt’e düşmanlık besleyen İmamü’l Haremeyn’in, İmam Hadi’yi ihbar etmesi olduğu yazılır.
O’nun halkı kendisine davet ettiğine dair mektupları İmam’ın yalanlamasına rağmen devam eden bu ihbarlar O’nun Samarra’da gözetim altında tutulmasında etkilidir.
İmam Hadi, Samarra yolculuğu sırasında kafile için kurak arazide su dolu bir vadiyi tarif etmiş, yanlarına gelerek kör çocuğu için dua isteyen kadına dua ederek çocuğun gözlerinin açılmasına vesile olmuştur. Kerametlerle geçen yolculuk sonunda Samarra’ya ulaşılmıştır.
Halife Mütevekkil, İmam’ı Samarra’da Zavallılar Hanı denilen yere yerleştirmiştir.
İmam’ın kerametleri burada da devam etmiştir.
Bir seferinde, Resulullah’ın (sav) kızı olduğunu iddia eden bir kadın ortaya çıkmış ve kimse bunun aksini iddia edememiştir.
Durum İmam’a sorulduğunda İmam: “Zeyneb falan senenin, falan ayının falan gününde vefat etti” dedi.
Mütevekkil, “Onlar da bu rivayeti anlattılar. Ama ben kadına onu susturacak sağlam bir delil bulamadım” deyince İmam, “Fatıma evlatlarının etleri yırtıcı hayvanlara haramdır. Yırtıcı hayvanlar Fatıma evlatlarının etlerini yiyemezler. O kadını da yırtıcı hayvanların olduğu bir çukura atın. Eğer Fatıma evladı ise ona zarar vermezler” dedi.
Mütevekkil kadına, “Ne diyorsun?” diye sordu. Kadın, “Bu adam benim öldürülmemi istiyor” diyerek korkusunu dile getirdi.
İmam, “Burada Hasan ve Hüseyin soyundan gelen bir topluluk var. Onları da kadınla indirebilirsiniz” deyince Mütevekkil için İmam’ın ortadan kalkması ümidi doğmuştu. Dedi ki, “Ya Ebu’l Hasan neden oraya sen inmiyorsun?”
İmam kabul ettiği bu öneriden sonra, altı aslanın bulunduğu çukura indi. Aslanlar O’nun yanında ön ayaklarını uzatarak başlarını ayaklarının arasına koydular. İmam da her birinin başını meshederek onları sevdi.
Bu manzaradan sonra İmam çukurdan çıkarak kadının girmesini istediği anda kadın, “Allah rızası için bana bir şey yapmayın. Ben yalan iddiada bulundum” dedi.
İmam Hadi, diğer imamlar gibi halifeler tarafından ağır baskılara maruz kalmış, güvenlik için ciddi tedbirlere başvurmuştur. Ancak Ehl-i Beyt ekolünü devam ettirmiştir. Sevenlerine duaları vardır. Sapık ve batıl akımlarla mücadeleyi sürdürmüştür.
Mütevekkil, İmam Hadi’nin pek çok kerametine şahit olmasına rağmen, hilafet koltuğunu kaybetme endişesi ile O’nun peşini bırakmıyordu.
İmam Hadi’yi gözaltında tuttuğu evini defalarca arayıp kontrol ettikten sonra tutuklanmasını emretti. Kendisini zindana attı. İmam günlerce zindanda kaldı. O’nu ziyarete gelen yareni Sakr’a, “Ey Sakr, ağlama çünkü bize bir kötülük edemezler” diye buyurmuştur.
Mütevekkil, bir seferinde O’nu huzurunda öldürmek için bir suikast planı hazırlamış, İmam yalnız geldiği halde, suikast için tutulan adamlar O’nun etrafında yüz tane eli kılıçlı adam görmüş ve öldürmeye cesaret edememişlerdir.
İmam, “Şu dünyada kesip attığı tırnağı bile Allah katında Semud kavmine gönderilen deveden daha kıymetli olan biri var. Deve boğazlanınca yavrusu Allah’a seslendi. Bunun üzerine Yüce Allah, Semud kavmine şöyle dedi: ‘Yurdunuzda üç gün daha yaşayın, sonra helak olacaksınız. Bu yalan olmayan bir vaaddir’” dedi.
İmam’ın bu sözlerinden üç gün sonra Mütevekkil öldürüldü.
Mütevekkil’i oğlu Muntasır öldürttü. Muntasır döneminde, İmam Hüseyin’in kabrine ziyaret yasağını kaldırmış, Fedek’i Hüseyin soyuna iade etmiştir.
Mu’tezz devri, Türklerin devlet kademelerinde önemli mevkilere getirildiği bir süreçtir.
İmam Hadi, ceddi diğer imamlar gibi geniş bir ilme sahipti.
O tarihlerdeki tıp bilgisine kıyasla kendisinin görme konusundaki ilmi, hayranlık uyandırıcıdır.
Ahmed b. İshak’tan şöyle dediği rivayet edilir:
“İmam Hadi’ye bir mektup yazarak Allah’ı görme meselesi ve bu meseleyle ilgili insanlardaki görüş ayrılıkları konusunda bilgi istedim.
Bana şu cevabı yazdı:
‘Gören ile görülen arasında gözün işlediği bir hava olmadığı sürece görme gerçekleşmez. Gören ile görülen arasında hava kesilince görme mümkün olmaz. Bu açıdan gören ile görülen arasında bir benzerlik vardır. Çünkü gören, görülmeyi gerektirici sebep açısından görülen ile eşit olunca benzerlik kaçınılmaz olur. Bu da yaratan ile yaratılan arasında benzerlik demektir. Çünkü sebeplerin sonuçları muttasıl olması gerekir.’”
İmam Hadi, şöyle buyurmuştur:
“Allah (cc), Kendisini vasfettiği vasıftan başkasıyla vasfedilemez. Duyuların algılamaktan, vehimlerin ulaşmaktan, fikirlerin sınırlamaktan ve gözlerin kuşatmaktan aciz olduğu bir varlık nasıl vasfedilebilir? Yakın olduğu halde uzak, uzak olduğu halde yakındır. Niteliği nitelik yapmıştır, ama nasıl denemez. Mekânı mekân yapmıştır, ama nerede denemez. O nitelikten ve mekândan münezzehtir. Birdir, tektir. Celali celil, isimleri kutsaldır.”
İmam Hadi şöyle buyurur:
“Benden sonraki imam, oğlum Hasan’dır. Hasan’dan sonraki imam, oğlu Kaim’dir. Yeryüzünü, zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, hak ve adaletle dolduracaktır. “
Allah şefaatlerinden ayırmasın.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Karaca 10 ay önce

Ehli Beyt ve bu yazı hakkında ne denilebilir ki.Defalarca yorum yazıp silmektense "Allah bizi sizden ayırmasın" demek en garanti dua olsa gerek.Amin...

Avatar
hisam 10 ay önce

Muhterem hocam Ehli beytin nefesini bizlere ulaştırdı ğınız için size ne kadar teşekkür etsek azdır.

Avatar
Sedat 10 ay önce

Ehlibeyt bir derya okudukça hayranlığım artıyor. Yazandan Allah razı olsun

Avatar
Hüsnü Sevilengül 10 ay önce

Son Kaim imam'ın zuhurunu, müslümanlar üzerindeki zulüm ve haksızlıkları yokedip, Hak ve adaletle hükmedip, yeryüzünü bereketlendirmesini hasretle bekliyoruz.. Allah hocamızdan razı olsun ve bizleri BAŞ'ımızdan mahrum eylemesin..

Avatar
AKÇAKOCA 10 ay önce

Amin.hocam Allah dünya ve ahirette sizden ayırmasın.