İmam Hasan El-Askeri, nasp edilmiş imamların 11’incisidir.
El-Askeri lakabı, halifenin emriyle Samarra'nın 'Asker' diye bilinen bir mahallesinde mecburi ikamete zorlandığı için mahalleye atfen verilmiştir. El-Hadi, er-Refik, ez-Zeki, en-Naki, Ebu Muhammed, İbnu’r-Rıza da bilinen diğer lakaplarıdır.
İmam Hadi döneminde halife Mütevekkil'in İmam Hadi'den şüphelenerek onu Samarra'ya getirtmesini bir önceki yazımızda belirtmiştik.
Hasan El-Askeri de, 2 ya da 4 yaşındayken babası Ali b. Muhammed el-Hadi ile beraber Samarra'ya sevk edilmiştir. Babası şehit edildiğinde 22 yaşında olan İmam Hasan El-Askeri'nin imamet süresi 6 yıldır. Miladi 874 senesinde şehit edilmiştir. Mübarek kabri, babasının yanı başındadır.
Zamanının en çok ibadet edeni ve Allah'a en fazla itaat edeniydi.
O geceleri namaz kılmak, Kuran okumak ve Allah'a secde etmekle sabahlardı.
İbn Şehraşup onu anlatırken diyor ki: İmam Hasan El-Askeri, 'her çeşit ayıptan beri, gaibe emin, yaşlı olmaksızın vakar, medeni, ayıp ve hatalara göz yuman, cömert, çok hediye veren ve iyi vefa sahibi'ydi.
Çocukluğundan itibaren bir sonraki imam olduğu ile ilgili kerametleri vardır.
Ebu Hamza şöyle rivayet eder: “Ebu Muhammed (Hasan El-Askeri), Türk ve Rum çocuklarla dilleri neyse ona göre konuşurdu. Bu duruma şaşırarak, bu çocuk Medine'de doğmuş olmasına rağmen Türkçeyi, Rumcayı ve Farsçayı nasıl konuşur?” diye sordu.
Ebu'l Hasan, "Allah kullarına delilini her yönden açıklar dilleri öğretir, insanları tanıtır, ecelleri, olayları bildirir. Böyle olmazsa Hüccet ile O’na uyanlar arasında nasıl fark olur?” der. 
Yine bir seferinde kuyuya düşmüş, ailesi telaşla kuyunun başına geldiğinde Hasan El-Askeri'nin suyun yüzeyinde boğulmadan durduğu görülmüştür. Çok geçmeden su seviyesi yükselerek İmam'ı güvenli bir şekilde zemine çıkarmıştır.
Kuleyni ve Müfid eserlerinde İmam Hadi'nin ashabından Ebubekir Fehfeki'ye yazdığı bir mektuptan bahsederler. Mektupta İmam Hadi, oğlu Hasan'ı Ebu Muhammed olarak nitelemekte ve onun imametini işaret etmektedir: “Oğlum, Ebu Muhammed, oğullarım arasında en halis niyetli ve en güvenilir olanı ve onların en büyüğüdür. O, benden sonra gelendir. Sorularını bana değil, ona sor.”
İmam Hasan El-Askeri, el-Mutezzibillah, el-Muhtedibillah ve el-Mutemidbillah isimli üç Abbasi halifesini görmüştür.
Diğer Ehl-i Beyt imamları gibi İmam Hasan El-Askeri de halifelerin sıkı baskısı altıda yaşamıştır. Bazı rivayetlerden onun yaşadığı mahallede yarenleri ile serbestçe görüşmesine dahi izin verilmediği ve sevenlerinin onu görmek için geçiş yollarında beklediği anlaşılmaktadır.
İmam, Samarra'da yaşadığını, Pazartesi ve Perşembe günleri yönetim merkezine Daru’l Hilafe'ye bildirmek zorundaydı.
Ali b. Cafer, Halebi'den şöyle nakleder: “İmam'ın Daru’l-Hilafe'ye gideceği bir gün, Asker'de İmam'ı görmek için bir araya toplandık. Tam bu sırada İmam tarafından bize bir mektup geldi. Mektubun mazmumu şöyledi: Kimse Bana selamlama yapmasın, hatta bana doğru işaret bile etmesin. Çünkü sizin kendiniz de emniyette değilsiniz."
İmam'ın döneminde Ehl-i Beyt sevenleri, Kufe, Bağdat, İran'ın doğusu, Nişabur, Semerkand, Samarra, Tus, Beyhak, Kum gibi şehirlerde bulunuyorlardı. 
Ehl-i Beyt imamı Hasan El-Askeri yaşının küçüklüğüne rağmen, ilmi ve ahlaki üstünlüğü ile bu şehirlerde yaşayanlar ile bir bağ kurmayı başarmıştı.
İmam irtibatı yazdığı mektuplar ile sağlıyordu. Mektuplarını vekilleri aracılığı ile ulaştırırdı. Ahmed b. İshak, İbrahim b. Mehziyar Ahvazi, Muhammed b. Osman Amri, Ebu’l Edyan Ali el-Basri, Urve b. Yahya onun sevenleri ile irtibatını sağlayan vekillerindendir.
Hasan El-Askeri, İshak bin İsmail en-Nişaburi'ye yazdığı mektupta özetle şunların altını çizmiştir: "Allah yolunda takvaya riayet etmenizi, müşahedede bulunmamanızı, size emanet edilen şeylere riayette bulunmanızı tavsiye ederim. Halkla iyi geçinin, onları ziyaret edin, hastalarının hal ve hatırını sorun. Başımızı yere eğdirecek tutum ve davranışlardan çekinin. Bize halkın sevgisini celp edin. Tathir ayeti bizimle ilgili inmiştir. Bu da bilinsin.”
İmam Hasan El-Askeri özellikle Irak bölgesinde etkin hale gelmiştir. Buralarda hilafetin gasp edildiği ve bu makamın Ali evlatlarına ait olduğu kesin olarak konuşulmaktaydı.
Ehl-i Beyt imamları halifenin sıkı baskısı altında zulüm ve çile içinde yaşamalarına rağmen bu da yetmemiş ve hilafet elden gidecek korkusu onların çok genç yaşta şehit edilerek öldürülmelerine neden olmuştur.
İmam Cevad, 25; İmam Hadi, 41 ve Hasan El-Askeri 28 yaşında şehit edilmiştir.
Halife Mutezz, İmam Askeri'yi yakalayıp hapsettirdi.
Said Hacib'e ise, İmam'ı Kufe'ye doğru hareket ettirmesini ve yolda bir fırsat bulup onu öldürmesini emretti. Ancak Mutezz buna muvaffak olamadan bu plandan 3 gün sonra Türkler tarafından öldürüldü.
Sonra başa geçen Mühtedi de İmam'ı hapsettirdi. O da İmam'ı öldürmek için planlar yaparken, Türkler tarafından öldürülmüştür.
Pek çok kerametler gösteren İmam Hasan El-Askeri, Samarra şehrindeki yarenleriyle dahi mektupları vasıtasıyla yazışıyordu. Bu dönem adeta onları gaybet anında İmam'la direkt temas kurmamaya ve bundan dolayı çıkacak problemlere ve zorluklara dayanmaya hazırlıyordu.
İmam'ın yakın ashabından Ahmed b. İshak şöyle rivayet eder: “İmam Hasan El-Askeri'nin huzuruna vardım. Kendinden sonraki İmam hakkında soru sormak istiyordum:
Daha soru sormadan bana buyurdu: Ey Ahmed oğlu İshak! Yüce Allah, Adem’i yarattığı zamandan kıyamet gününe kadar yeryüzünü hiçbir zaman hüccetsiz bırakmamış ve bırakmayacaktır. Yüce Allah hüccetinin yeryüzünde bulunması sebebiyle insanoğlundan belayı uzaklaştırıyor, yağmuru yağdırıyor ve toprağın içindeki bereketleri aşikâr kılıyor.”
Arz ettim, “Sizden sonra İmam kim olacaktır?”
Hazret hemen ayağa kalkarak içerideki odaya geçti. Ve çok geçmeden omzunda yüzü ay gibi parlayan üç yaşındaki bir erkek çocuğuyla geri döndü: “Ey Ahmed oğlu İshak! Eğer Allah ve imamlar indinde muteber olmasaydın; bu oğlumu sana göstermezdim. O Allah'ın Resulü ile aynı ismi ve aynı künyeyi taşır. Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolunca, adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. O bu ümmet içinde Hızır ve Zülkarneyn gibidir. O gaib olacaktır, birçok kimse onun hakkında şüpheye düşecektir. Sadece Allah'ı imamet inancında sabit kıldığı, onun kıyamı ve zuhurunun bir an gerçekleşmiş olması için dua etme tevfikine inayet buyurduğu kimseler sapıtmaktan kurtulacaktır.”
Allah şefaatlerinden ayırmasın.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin Taşkın 10 ay önce

Amin, Allah ömrünüze bereket versin, Allah sizden razı olsun; mükemmel bir yazı...

Avatar
yusuf 10 ay önce

Sizi hakkiyla anlayanlara ne mutlu

Avatar
AKÇAKOCA 10 ay önce

Amin hocam.Allah razı olsun bize nuhun gemisini gösterdiğiniz için.

Avatar
cemal 10 ay önce

Muhterem Hocam ölculerinize uyan müslümanlarin yolu Ehlibeyte cikiyor, uymayanlarinki yezite cikiyor. Allah saglik sihhat afiyet versin üstadim

Avatar
Yesim guler 10 ay önce

Ne mutlu ehli beyt diyene ne mutlu ataturk diyene ne mutlu cumhuriyet diyene ne mutlu haydarizim diyene ne mutlu turkum diyene saygılar

Avatar
Metehan yeiş 10 ay önce

Adanadan saygilarimla hocam Allah ömrünüze bereket versin ellerinizden öperim hocam