12 Ağustos 2015 Çarşamba 00:01
1111 Okunma
Adalet, Hz. Ali’nin en belirgin özelliğiydi
İmam Ali’nin (a.s) insanların en adili olmasında garip bir şey yoktur. Asıl garip olanı Ali’nin en adil olduğunun hakkınca bilinmemesidir. İmam Ali’nin (a.s.) adaletiyle ilgili rivayetler, insanlığı, insanlık ruhunu onurlandıran bir mirastır.
İmam, halkın arasındaki husumetlere karışmamak, onların yargı görevini üstlenmeye sorunlarını çözmeye yanaşmamak gibi bir tavrın içine girmezdi. Bilâkis, adalet ruhuyla dopdolu olduğu için, gerektiğinde yargı görevini üstlenerek sorunları çözmeye koşardı.
En basit olaylar karşısında dahi adalet ruhu ve bilinciyle hareket ederdi. İmam’ın valilere yaptığı tavsiye ve uyarılar, onlara gönderdiği mektuplar neredeyse bir tek konu etrafında dönmektedir. Adalet… Hz. Ali’nin ve Ali (a.s.) taraftarlarının gönlünde adalet, zulme uğrasalar da, büyük bir zafer kazanmıştır.
İmam’ın ahlakının en belirgin göstergelerinden biri de sadeliği esas alması ve tekellüften nefret etmesidir. Şöyle derdi: “Kardeşlerin en kötüsü, kendisi için meşakkate düşülen kimsedir.” (Nehc’ül-Belâğa, Kısa Sözler: 479). Şöyle derdi: “Kim bir mümin kardeşini utandırırsa, ondan ayrılmış olur.” (age. 480). Burada mümin kardeşi tekellüfe düşürmemeyi bile içeren bir gözetleme kastediliyor.
Bir görüşü ifade ederken, birine öğüt verirken, birine yiyecek verirken ya da bir malı vermezken kesinlikle gösteriş yapmazdı. Bu yüzden çeşitli çıkarların peşinden gidenler onu hileyle razı etmeye tevessül ederlerdi. Bazıları onu insanlara karşı kaba, sert davranmak, onlara tepeden bakmakla suçlamışlardır. Samimi duygulara sahip olup bunu en yalın şekliyle sergilemek, kabalık ve ekabirlik değildir kuşkusuz. Bilâkis İmam Ali (a.s) kendini beğenmişliği ve kibri yok ediyordu... Çok kere çocuklarını ve yardımcılarını kibirden ve kendini beğenmişlikten men eder ve onlara şöyle derdi: “Sakın kendini beğenişlik etme. Bil ki, kendini beğenmişlik doğruluğun zıddıdır ve akıl için bir felâkettir.” (age. Mektup: 31 no: 57). Sevginin aşırı ve gösterişlisinden hoşlanmadığı gibi nefretin de aşırı ve gösterişli olanından hoşlanmazdı. Şöyle buyuruyordu: “Benimle ilgili olarak iki grup helâk oldu: Beni sevip guluvva düşenler (Aşırı derecede sevenler). Sevmeyip dil uzatanlar (Aşırı derecede nefret edenler).” (Nehc’ül-Belâğa, 117).
Er meydanına çıktığında hasmı demir bir kütle gibi baştan sona zırha bürünmüşken, o zırhsız, miğfersiz çıkardı. Böyle birinin, hile ve riya zırhına bürünmüş düşmanların karşısına yalın ve berrak nefsiyle çıkması çok mu şaşırtıcı?



Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100