Bu haber kez okundu.

'Ağacın meyvesini zayi ettiler'
Hz. Ebu Bekir Sakife'de Müslümanların halifesi olmayı garantiledi. Ama bu başarı onu açık bir siyasî çelişkiye düşürmüştü. Çünkü Sakife'de ileri sürdükleri tek kanıtları, Peygamber'in (s.a.a) yakınları olduklarıydı. Böylece dinî liderliğin miras yoluyla intikal ettiğini kabullenmiş oluyorlardı.
Ancak muhalif bir taraf olarak Haşimoğulları'nın varlığı siyasî dengeyi bozuyordu. Haşimîler Ebu Bekir ve taraftarlarının diğer gruplara karşı kullandıkları kanıtı onlara karşı kullandılar. Diğer Araplar içinde Kureyş Peygamber'e (s.a.a) daha yakınsa, o zaman Haşimoğulları Kureyş'in diğer oymaklarına göre daha fazla hak sahibidirler.
İmam Ali (a.s) aşağıdaki sözlerinde bunu gayet net bir şekilde dile getiriyor: "Muhacirler Peygamber'e yakınlığı kanıt olarak kullanıyorlarsa, biz de bu kanıtı Muhacirlere karşı kullanıyoruz. Eğer onların kanıtı geçerliyse, biz de aynı kanıtla talepte bulunuyoruz. Aksi takdirde Ensar'ın iddiası geçerliliğini korur."
Hz. Abbas, Hz. Ebu Bekir'le yaptığı bir konuşmada bu kanıtı vurgular: "Diyorsun ki, biz Peygamber'in (s.a.a) şeceresiyiz (soy ağacıyız). Oysa siz o ağacın komşularısınız, biz ise onun yapraklarıyız." (Şerh-u Nehc'il-Belâğa, İbn-i Ebi'l-Hadid, 6/5).
İmam Ali (a.s) Sakife'de sahte bir başarı kazananların yüreğinde daima korku ve endişe sebebiydi. Onların arzularının ve ihtiraslarının önündeki tek engeldi. Aslında birtakım çıkarcıları etrafında toplayabilirdi. Her rüzgâra kapılan, kimin arabasına binerlerse onun borusunu öttüren, oylarını ve konumlarını siyaset pazarına çıkaran kimseleri elde etmesi kolaydı. Hz. Peygamber'in (s.a.a) kendisine miras bıraktığı humus geliriyle onları satın alabilirdi. Medine arazisinin ve Fedek ürünlerinin getirisiyle birtakım insanları yanında toplaması işten bile değildi. Ama o, bütün bunlara tenezzül etmedi. Böyle davranmayı şahsiyetine ve yüksek makamına yakıştıramadı. Öbür yandan, Sakife organizatörlerine karşı akrabalık kanıtını bir koz olarak kullanabilirdi. Hatta bu onun için önemli bir koz da sayılırdı. Nitekim bir değerlendirmesinde şöyle demişti: "Ağacı kanıt gösterdiler ama ağacın meyvesini zayi ettiler." İnsanların büyük kısmı, Ehl-i Beyt'i kutsal sayıyor ve bundan dolayı Ehl-i Beyt'e büyük saygı gösteriyordu. Sonuç itibariyle bu kozlarını kullanarak siyasal egemenleri, çıkışı olmayan derin bir siyasî krize sokabilirdi. Ama o, bütün bunlara tenezzül etmeyecek kadar yüksek bir seciyeye sahipti. Bu yüzden de İslâm'ın yüksek çıkarlarını her türlü özel çıkarın önünde tuttu.
İmam'ın (a.s) böyle bir harekete yeltenmesi ihtimaline karşı siyasal iktidar iki değişik yönteme başvuruyordu:
Birincisi: Hilâfet için Hz. Peygamber'in (s.a.a) akrabası olmanın rolün inkâr etmek. Bu ise, Hz. Ebu Bekir'in Sakife günü üzerine geçirdiği meşru giysiyi üzerinden çıkarmak anlamına gelirdi.
İkincisi: Siyasal iktidarın kendisiyle çelişkiye düşme pahasına, Sakife'de diğer tarafları saf dışı etmek için bu prensipte ısrar etmesi, ama buna rağmen Peygamber'e (s.a.a) daha yakın olan Haşimoğulları'na bu hakkı tanımaması veya tanıyıp da artık bunun zamanının geçtiğini söylemesi. Çünkü artık insanlar bir karara varmış, biri etrafından birleşmişler! İkinci alternatif iktidarın tercihiydi. (Daha geniş bilgi için bk. Fedek Fi't-Tarih, Şehid Sadr, 84-96; Tarih-i Taberî, 2/449-450).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100