20 Ağustos 2013 Salı 00:02
1728 Okunma
Allah’a ancak tefekkürle kaçılır
Ahmed ibn-i Ataullah buyurdu ki:
"Zâhir olan ameller, bâtının kuvvetine bağlıdır. Kalpte uyanıklık ve sevgi olmazsa ondan âh ve zikir çıkmaz. Çünkü zâhirde olan fikirler kalpteki tefekkür ve görgünün neticesidir.
Allah (c.c.), seni sana bildiriyor ve varlığının da Allah'a müstenit olduğunu öğretiyor. Sonra Allah'ın, kalbine verdiği nûrla kaynıyor ve Allah diye zikrediyorsun.
Nice ihtiyarlar vardır ki, ömürlerinin çoğu geçmiş. Bu geçen ömürlerinde aşk-ı ilâhî ve amel-i sâlih olmadığından, onlar pek boş ve soğukdurlar. Zaman az kaldığı halde, elde hiçbir şeyleri yoktur. Bu durumda tek çâre Allah'a emân deyip, yalvarıp ağlamaktır. Seni Hak'tan alıkoyacak bir şey olmadığı halde, Allah ile meşgûl olmuyorsun, bundan büyük aptallık yoktur. Tefekkür, kalbin seyâhât etmesidir. Hz. Peygamber (s.a.a.), 'Bir saatlik tefekkür, altmış yıllık ibâdetten hayırlıdır' buyuruyor. Âyette, 'Allah'a kaçınız' buyuruluyor. Allah'a ancak tefekkürle kaçılır.
Efendimiz (s.a.a.) şöyle buyuruyor: !'Allah'ın varlığını anlamak için göklere bakın, yere bakın, kendi nefsinize bakın. Bütün bunların yaratılışın olup olmadığını düşünün. Çünkü bunlar, Allah'ın varlığını, birliğini gösteren hakikatlerdir. Lâkin Allah'ın zâtını düşünmeyin. Allah acaba şöyle midir? Böyle midir? O'nun görmesi, işitmesi nasıldır? diye düşünmeye kalkmayın. Çünkü buna kudretiniz yetmez. Ne kadar özenseniz bunu hakkıyla bilemezsiniz, şaşırırsınız. Bilgi ve görgü ölçüleriniz buna yetmez.'
İşte tefekkür, Resûlullâh'ın şu buyruğuna göre yapılır. Zirâ Hakk'ın zâtı düşünülemez. Çünkü insanlar mahlûktur. Bunun içindir ki, âsâra bakıp bütün âsârın yaratılışını tefekkür edip, sübhânallah demelidir.
Tefekkürden hâlî olan kalp, karanlık, aldanış ve cehâlet mekânıdır. Şu hâle göre, tefekkür kalpteki iman nûrunu iyi parlatır ve yandırır. İlim, hâl; hâl ise hakikat; hakikat de Hakk olur.
Tefekkür, kalbin seyridir. Eserleri ve âlemleri tefekkür et. Tefekkür, kalbin kandilidir. Tefekkür olmayan kalp, karanlık eve benzer. Zirâ tefekkür bir nûr'dur. Tefekkür, iman ve tastikdir. Her eserin bir müessiri vardır diyerek inanmak demektir. Tefekkür görmedir: Hakk'ı görüp, düşünmekdir. Bu hâl, meczûb ve Allah'a erenlerde olur. Bu durumda o kimse eşyâyı görmez. Bütün hassalan ile hep Allah'ı görür. Tıpkı birkaç dakika Güneşe bakıp da eşyâya baktığımız zaman, eşyayı göremediğimiz gibi.
Başlangıçlar sonların aynıdır. Bidâyeti iyi gecenin sonu nûr olur.
Bir kimsenin başlangıcı (çocukluğu) Allah ile yürürse, Allah ile nihâyet bulur. Akıllı olan kimse, Bâkî olandan ferâhlanır. Fânîden ferahlanmaz.
İsteyişindeki maksat, Allah'ın ezeldeki takdirini bozmak niyeti olmasın. Allah, istediği için istemelisin. Çünkü Allah senin her hâlini biliyor. Acaba senin istemenle mi olacak?
'Allah'ım benim her halimi biliyor, istemekten edep duyarım' diyen, Hz. İbrahim aleyhisselâm gibi olmalı. İşte ey sâlik! Allah kemâlâtını Âdem'de izhâr etti. Ey sâlik! Kıymetini tanı ve iyi anla.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100