01 Aralık 2009 Salı 00:00
268 Okunma
Ameller niyetlere göre değer kazanır
Kötü ahlâkın temelinin, dünya ve dünyalıklara gönül bağlama ile gelişen hırs ve uzun emel sahibi olmanın yanısıra itikada taalluk eden bidat ve nifak olduğu bir vakıadır. ~|~

 

Birer mânevî hastalık yahut metafizik mikrop olarak nükseden bu kötü ahlâk unsurları, dünyadan kaynaklanır. Böylece herbir hastalık, ruhun merkezi olan gönülde lekeler oluşturur ve kulun kalbinin kapanmasına, mühürlenmesine sebep olur. Netice hüsrandır;
"(Bu öyle şeytan ki) aleyhinde şu ilâhî hüküm yazılmıştır; kim bunu dost edinirse şüphesiz onu saptırır, alevli ateş azabına götürür." Kötü ahlâkın izalesi için şüphesiz sürekli bir mücahede ve gayret gereklidir. Bu gayret, ahlâkî veya gayr?i ahlâkî vasıfların kalbe uzanan köklerinden başlar, dışa yansıyan amelî çirkinliklerden insanın arınması ve güzel vasıflarla donanmasına doğru seyreder.
Risaletin, tebliğ ve irşadın en genel plandaki gayesi olarak bu zikrolunmuştur. Nitekim Hz. Peygamber (sav) "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." buyurmuştur. Bu cümleden olarak kötü ahlâk ile ilgili her bir vasıf risaletin güneşi Hz. Peygamber (sav) tarafından izale edilmeye çalışılmış, tedavi yolları sunulmuştur.
İnsan hayatının güzel ve salih amellerle süslenmesi, başka bir ifadeyle insanın amellerinin salih olması için, kökleri gönül dünyasından beslenen bazı çirkin vasıfların, kalbî hastalıkların giderilmesi zarurîdir. Aksi halde ameller, dışa vuran yönleriyle güzel görünseler de iç uzantıları ve beslendikleri kaynak bakımından çirkin bir mahiyet arzederse makbul ve memduh olmaz. Zira ameller, niyetlere göre değer kazanır.
Dolayısıyla amellerin güzelliği kadar niyetin salih olması ve niyetin kök saldığı kalbin "selim" olması da esastır. Kalbin, Kur'an?ı Kerim'in ifadesi ile "selim olması" için, riya, kibir, gurur, ucub, nifak, hased, öfke, gıybet, hırs ve uzun emellilik, cimrilik... gibi birçok vasıflardan arındırılması zarurîdir. Bu ve benzeri vasıflar ise ahlâk?ı zemime adı verilen kötü ahlâkı oluşturan temel karakterlerdir. Kısaca gözden geçirelim:
Tevhid nokta?ı nazarında riya, ibadeti Allah'tan başkasına tahsis etmektir. Bu sebeple riya, kendisi büyük bir masiyet olması yanısıra küçük şirk sayılmış, onunla mücadele için insanın mânen teyakkuz halinde bulunması istenmiştir. Bu hususa dikkat çeken, riyadan korunmayı tenbih eden pekçok delil mevcuttur. Denilebilir ki, Resûlullah'ın (sav) temelde mücadelesi, inançta tevhidi, ibadette ihlası kazanmak ve riyayı defetmek mücadelesidir.

İman ve İnsan, Prof. Dr. Haydar Baş

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100