25 Aralık 2003 Perşembe 00:00
484 Okunma
Beni Nadir ihaneti
Medine'ye hicret ettiklerinde Allah Resulünün yaptığı öncelikli işlerden biri de, çevredeki kabileler ve Yahudi grupları ile bir antlaşma yaparak Medine bölgesinde huzur ve refahı temin etmek olmuştur. Ancak iyiye, güzele, hoş olana alışık olmayan gübre böceği ruhlu insanlar, yavaş yavaş antlaşmayı delmeye çalışıyorlardı. Bunların başında Yahudi toplulukları geliyordu. Münafıklarla anlaşıp Müslümanların başına çorap örmeye çalışıyorlardı. Bununla da kalmayıp, en çarpıcı bir münafık taktiği olarak sabahleyin Müslüman oluyorlar, akşamları İslâm'dan vazgeçiyorlardı. Bu taktik, onları bilgili kabul eden halk kesimi tarafından ciddiye alınıyor, İslâm'a olan meyil ve arzuları ortadan kalkıyordu. Hatta, putperest Mekke müşriklerinin yanlarına vardıklarında şirklerini terketmemelerini, inançlarının İslâm'dan çok daha doğru olduğunu yaymaya gayret ediyorlardı. Bu tarihî kin ve kıskançlığın, bazen ihanete dönüştüğü de oluyordu. Nitekim bu ihanet, Nadiroğulları Yahudilerinde Resulullah'a suikast ~|~şeklinde kendini gösterir. Zira bir davaya verilebilecek en büyük zarar, davasıyla bütünleşmiş önderi ortadan kaldırmaktır. Böylece ciddî tehlikeler, daha çok dava önderleri çevresinde yoğunlaşır. Bu ise, dava erlerinin daha dikkatli olmasını zarurî kılar. Aksi halde, oldu?bittiler, keyfiyetli insanları kolayca yok eder.

İrşad için gönderilen yetmiş Müslümanın Bi'r?i Maûne kuyusu başında şehid olduğu gün canını kurtarabilen Amr b. Ümeyye, Medine'ye dönüşünde Resulullah'ın eman verdiği iki kişiyi öldürmüştü. Yapılan muahedeye göre, bu iki kişi için verilecek diyetin bir kısmını Benû Nadir Yahudilerinin temin etmesi gerekiyordu. Resulullah, kendilerine durumu haber verdi. Yahudiler, "Hayhay, verelim tabiî" diyerek diyet borcunun kendilerine ait olan kısmını üstlendiler. Hatta, Hz. Peygamber'e; "Sen bize üç adamını da alarak gel! Bizim hahamlarımızla da dini meseleleri tartışırsınız. Hahamların gönlü hoş olur, ikna ederseniz hep beraber dinine gireriz" teklifinde bulundular. Ancak bu teklifin perde arkasında bir suikast da gizlenmişti. Hahamlar, aba ve elbiselerinin altına hançerler alıp, Allah Resulüne suikast düşünüyorlardı. Durumu Arap bir kadın, Ensarî olan Müslüman kardeşine bildirdi, haber de Allah elçisine ulaşır.

Rivayetlere bakılırsa; suikastın diğer bir uzantısı, Hz. Peygamber'in (sav) oturduğu gölgeliğin yanındaki evin üzerinden Amr b. Cahş adında birinin taş yuvarlaması planıdır. Ancak Allah Resulüne Cebrail vasıtasıyla durum haber verilir. Yanında bulunan Ebubekir, Ömer, Ali, Zübeyr (ra) vb. sahabe?i kiramı alıp geri döner. Muhammed b. Mesleme'yi (ra) Benî Nadir yurduna elçi olarak gönderir ve on güne kadar bölgeyi terketmelerini ister. Aksi halde harbin kaçınılmaz olacağını bildirir.

Nadiroğulları, bölgeyi terk hazırlıklarına başlar. Ancak münafıkların reisi Übey b. Selül yeniden devreye girer. Zaten münafıkların tarihî bir taktiği de, bulanık suda balık avlamaktır. Her devir buna şahittir. İşte bu esnada Yahudilerin yanına giderek, "Nereye gidiyorsunuz? Siz yurdunuzdan çıkarsanız, hiç şüpheniz olmasın biz de çıkarız. Sizinle harb ederlerse biz de size yardım ederiz. Medine'yi terketmesi gerekenler asıl onlardır" diyerek bölgeyi terketmekten caydırır. Hz. Peygamber'e; "Yerimizden ayrılmıyoruz; elinden geleni yap" diyerek haber gönderirler.

Allah Resulü bayraktar olarak Hz. Ali'yi seçer ve Nadiroğulları üzerine yürür. Kuşatma harekâtı düzenler. Kuşatma, yaklaşık onbeş gün sürer. Yahudiler, münafıklardan bekledikleri yardımı alamazlar. Zaten böyle bir yardım teklifi, münafıkların malum taktiği sebebiyledir. Yoksa yardım etmeleri sözkonusu değildi; zira onlar korkakların ta kendileridir. Yahudilerin korkaklığı da onlardan aşağı kalmaz. Hatta âyet?i kerîmenin tespitiyle; "Allah'dan daha fazla mü'minlerden korkarlar; toplu görünürler ama kalpleri dağınıktır".

Sonuçta, taşıyabilecekleri ağırlıklarıyla gitmeye izin verilirse, yurtlarını terketmeye razı olduklarını söylediler. İzin verildi. Yükte hafif pahada ağır varlıklarını, altıyüz deveye yükleyerek Hayber ve Şam'a doğru gittiler. Allah Resulü de onlardan kalan ganimetleri Muhacirler arasında paylaştırdı. Gazaya, Ensar'dan Müslümanlar da katıldığı halde paylarına düşecek ganimetlerden Muhacir kardeşlerinin lehine feragatte bulundular. Hatta Medine'de ortak ettikleri bahçelerindeki hisselerin de aynen kalmasını istediler. Bu kâmil kardeşlik nümunesi, tarih boyunca mü'minlere örnek teşkil edecek kadar güçlü ve manidardır. Tarihî Yahudî kinini, İslâm diyarından söküp atan bu anlayıştır. Bu kardeşlik çözülmeye yüz tuttuğu nispette, İslâm diyarı ayrık otlarının baskınına ve istilasına uğramıştır. Yahudiler, Medine'yi terkederken bu gerçek bir kez daha kendini göstermiştir. Diğer yandan, Müslümanlarla kardeş olamayanlar, Yahudilerle beraber ve kardeş olmaya çalışır. Ancak, mü'minlerin rahmet yüklü tokadı onların arasını ayırır.

Bu cümleden olarak Cenab?ı Hak; "Ey akıl ve basiret sahipleri; bakıp da ibret alınız!" buyurur.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100