Bu haber kez okundu.

Bir ecdat yadigârı Gülbahar Sultan Camii ve Yavuz Sultan Selim
İnceleme: Oğuz KÖROĞLU e?mail: oguz_koroglu@hotmail.com

Erken devir Osmanlı mimarisinin seçkin örneği

Kendi adıyla anılan mahallede, Atapark'ın güneyinde yer alan Gülbahar Hatun Camii, Yavuz Sultan Selim zamanında annesi Gülbahar Hatun adına 16.yüzyılın ilk çeyreğinde 1514 tarihinde yaptırılmıştır. Trabzon'daki Türk yapılar arasında seçkin bir yeri vardır Gülbahar Hatun Camii'nin. Erken devir Osmanlı Mimarisinde ayrı bir plan tipi oluşturan "Zaviyeli Camiler" grubuna girmektedir. Zaviyeli camilerde görülen 'avlu' kısmı bu camide yoktur. Duvar işçiliği önemlidir. Batı tarafındaki minare klasik Osmanlı minareleri tarzındadır.

Gülbahar Hatun Camii, tek kubbeli büyük bir harim kısmı üzerine bina edilmiştir. Camiye dahil olmuş birer kubbeli darüşşifa, 5 kubbeli son cemaat yeri ve kuzeybatı köşesinde minare bulunmaktadır. Kesme taşlardan yapılan camiye, kuzey cephesindeki ana giriş kapısından girilmektedir. Ayrıca yanlardaki, zaviye odalarına da sivri kemerli birer kapı açılmaktadır.

~|~Yıllara meydan okuyan cami

Son cemaat yeri altı mermer sütundan oluşur. Sütun başlıkları baklava motiflidir. Mihrap ve mimberi ise mermerdendir. Son cemaat duvarına, harimden iki alt ve bir üst pencere açılır. Giriş kapısı, sivri ve basık kemerlidir. Bu kapının üzerinde 1883?1884 yıllarında yapılan onarıma dair bir ayet kitabe yer almaktadır. Mihrapta bitkisel bezemeler ve mukarnaslı işlemeler göze çarpmaktadır. Mimberi sade işçiliklidir. İçte iyi kalabilmiş kalemişi süslemeler de yine bu yıllara aittir. Bugün caminin son cemaat yeri, üç taraftan bir saçakla çevrilidir. Caminin minaresi, bir kenarı ile yan duvara yapışık sekiz kenarlı bir kaide, sade pabuç, iki sıra ve bir sıra beyaz taşlarla örülen gövdeye sahiptir. Minarenin şerefesi üç sıra ve iri bademli ve sarkmalı, korkuluk altı köşe kabartmalıdır.

Gülbahar Hatun Türbesi

Atapark'ın güneyinde Gülbahar Hatun Camii'nin doğusunda yer alan bu türbe de Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılmıştır. Sekizgen bir plan üzerine, düzgün kesme taşlarla örülen türbe, sivri kubbeyle örtülüdür. Türbenin örtüsü iki kademeli olup, sekizgen bir kasnağa oturtmaktadır. Kubbe kurşunla kaplıdır. Türbenin kapısı kuzey cephesinde olup, diğer cephelerde üzerinde sivri kemerler bulunan birer pencere yer alır. Ayrıca, saçak altlarında bazı cephelerde Güneş şeklinde işlemeler ve geometrik motiflerle bezeli kabartma süslemeler bulunmaktadır. Türbenin kuzey cephesindeki giriş kapısı üzerinde 145x70 cm. boyutlarında alt ortası kemeriyle şekillenen güzel bir sülüsle mermer üzerine yazılı kitabesi yer almaktadır. Kitabe üç beyitten oluşan manzum Farsça bir kıtadır.

Seksen yılı sekiz yıla

sığdırmış padişah

Yavuz Sultan Selim, Osmanlı İmparatorluğu'nun en yüksek komutan ve devlet adamlarından biridir. 1467 tarihinde Amasya'da doğdu. Küçük yaştan itibaren Kur'an?ı Kerim, tefsir, hadis, ve fıkıh dersleri yanında, ileri derecede fen ilimlerini de öğrendi. Çok çevik ve zeki olup, ok atmak, güreş tutmak ve kılıç kullanmak hususunda maharet sahibiydi. Arapça ve Farsça'yı mükemmel bir şekilde konuşur, etkileyici şiirler yazardı. Annesi Gülbahar Hatun, Şehzade Selim'i ahlak?ı hamide vasıflarına haiz olarak yetiştirmiştir. Edebiyata fazlasıyla meraklı olan Sultan Selim'in biri Türkçe, diğeri Farsça iki Divânı vardır. Babası İkinci Beyazıt padişah olduktan sonra; askerî sevk ve idare ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için Yavuz Sultan Selim'i Trabzon'a vali tayin etti. Trabzon'da devlet işlerinin yanında, ilimle uğraşır ve büyük alimlerin derslerini takip ederdi.

24 Nisan 1512'de tahtı devraldığında 2.375.000 km.kare olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 6.557.000 km.kareye çıkarmıştır. O nedenle tarihçiler, Yavuz Sultan Selim'i sekiz yıla seksen yıllık iş sığdırmış büyük bir padişah olarak değerlendirirler.

İhtişam ve debdebeye ehemmiyet vermez, sadeliği sever ve sade giyinirdi. Kendisi için fazla para sarfıyla köşk ve lüks şeyler yapılmasını istemezdi. Bir defasında oğlu Şehzade Süleyman çok süslü bir elbiseyle huzuruna girince; "Süleyman, annen ne giysin? Annene giyecek bir şey bırakmamışsın." diyerek sitem etmişti. Mütevazi bir kişiliğe sahipti. Her öğün yemekte tek çeşit yemek yerdi ve ağaçtan tabaklar kullanırdı. Gösterişten hoşlanmaz, devlet malını israf etmezdi. Hazinenin devamlı dolu olmasına dikkat ederdi. Babasından devraldığı tatminkar hazineyi ağzına kadar doldurdu. Hazinenin kapısını mühürledikten sonra, söyle vasiyet etti: "Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine?i Humayun benim mührümle mühürlensin." Bu vasiyet tutuldu. O tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı daima Yavuz'un mührüyle mühürlendi. Sanatkâr bir inceliğe sahipti. Aşkını yüreğine gizleyerek,

Canımı ateş?i aşk istila etti bu sûzişte ,

Gözyaşımdan başka serpilecek su yoktur.

demiş ama: "Bana cihanda yalnız vatan aşkı kafidir, Selim bugün askerlik aşkının padişahıdır, ne hanlıkta mukayyeddir, ne de Hakana muhtaçtır" diyerek cihan haritasını önüne almış ve şu sözleri sarfetmiştir: "Bu dünya bir padişaha azdır!" Sultan Selim Han evliyaya rağbet eder, devamlı:

Padişah?ı alem olmak bir kuru kavga imiş

Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş

buyururdu. Mısır seferinden İstanbul'a dönerken yolda büyük alimlerden İbn?i Kemal'in atının ayağından bir çamur parçası Yavuz'un giydiği kaftana değdi. İbn?i Kemal sapsarı kesildi. Fakat büyük padişah: "Bu cübbeyi alın, böylece hazinemde saklansın; alimlerin atlarının ayaklarından sıçrayan çamur bizim makbulümüzdür" demek suretiyle ilim adamlarına olan saygısını belirtmiştir. Bu kaftan, Yavuz Sultan Selim'in sandukasında özel bir bölümde halen muhafaza edilmektedir. Mekke ve Medine'nin fethinden sonra mukaddes şehirlerin anahtarları, "Hakimü'l Harameyn" (Mekke ve Medine'nin hakimi) ünvanı ile kendisine takdim edildiğinde; dindar padişah bu ünvanı, "Hadimü'l Harameyn" (Mekke ve Medine'nin hizmetçisi) şekline çevirerek kabul buyurdu ve evlatlarına böyle miras bıraktı. 6 Temmuz 1517'de Mukaddes Emanetler; aralarında Peygamberimiz Hz.Muhammed'in (S.A.V) Hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyalar, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderildi. 22 Eylül 1520'de "Aslan Pençesi" denilen bir çıban yüzünden henüz 30 yaşında iken vefat etti. Vefat etmeden önce danışmanı Hasan Can, kendisine Hakk'a teveccüh etmesini, belki de ömrünün son anlarını yaşadığını söyleyince: "Lala Lala! Bunca zamandan beri bizi kiminle bilirdin. Cenab?ı Hakk'a teveccühte bir kusur mu gördün?" buyurarak Yasin?i Şerif okunmasını istedi. Allah Allah İsmi Şerifini zikrederek ruhunu teslim etti. Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babası Yavuz Sultan Selim'in cenaze namazını kıldıktan sonra, Onu, kendi adı ile anılan Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirdi.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100