Bu haber kez okundu.

Devlet malını özel mülkü yaptı
Fadl, Deylem’e girdikten sonra, Hârun Reşid’in talimatına göre önce kendisini elçi gibi göstermiş, aman verilmesini teklif etmiştir.
Yahya b. Abdullah, yanındakilerin dağılmak üzere olduğunu görünce bu emannameyi kabul etmiştir.  
Hârun bizzat kendi eliyle emanname hazırlamış, ileri gelen birkaç adamını da şahit tutmuştur. Bu emannamenin verilmesi ile Yahya Bağdat’a getirildi.
Hârun Reşid, Yahya’ya Ehl-i Beyt soyundan olması sebebiyle güvenmiyordu.
Yerine geçeceği endişesi içindeydi. Etrafına adamlar toplayarak hilafeti eline geçireceğine dâir suçlamalarda bulundu.
Ancak verdiği emanname sebebiyle onu öldürtemiyordu. 
Pişmanlık içinde tanınmış fakih ve kadılardan oluşan bir gruba durumu tekrar değerlendirtti.
Muhammed Hasan Şeybanî, Hasan b. Ziyad Lu’luî, Ebû’l-Buhterî’den oluşan komisyona, emannamenin doğruluğunu araştırttı.
Muhammed b. Hasan, emannameyi okuduğunda çok doğru ve sağlam olduğunu belirtti.
Ebû’l-Buhterî ise, Hârun’a karşı vazifesini yaptı ve “bu “Emanname sahtedir. Yahya halifeye karşı geldi, “boynunu vurun, kanı benim boynuma” diye fetva verdi.
Hârun, “Emanname bâtılsa onu yırt” dedi. 
Ebû’l-Buhterî, emannameye tükürerek onu yırttı!
Hârun Reşid, bu yalan fetvayı veren kişiye bir milyon altı yüz bin dirhem bahşiş verip, onu kadı yaptı. (Hayâtu’l-İmam Mûsâ b. Ca’fer, Bâkır Şerif el-Kureşî, c. 2, s. 100).
Kadı Ebû Yûsuf, Hârun Reşid’in değer verdiği kişilerin başında idi. Yorum kabiliyeti ve güçlü mantığı ile onun istediklerini İslam’a uygun kalıplara göre fetva hâline getiriyordu.
Hârun’un hilafetinde her gün bir deve yavrusu kesiliyordu.
Deve yavrusunun etinden yapılan böyle bir yemeği yediği sırada, Ca’fer Bermekî, “Halifenin yediği bu yemek dört yüz bin dirheme mâl oldu” dedi.
Hârun bu rakamın çok fazla olduğunu söylediğinde, Bermekî, “Bir süre önce halife böyle bir yemek istemişti. Fakat o zaman et olmadığı için yapılamamıştı. O günden sonra her gün halifenin mutfağında bir deve yavrusu kesiliyordu. Şimdiye kadar kesilen bu develerin değeri dört yüz bin dirhemi bulmaktadır!” dedi.
Hârun Reşid, o zamana kadar yaptığı israflar yeni aklına gelmiş gibi büyük bir pişmanlığa kapıldı. Hatasını telafi etmek için sadaka olarak birkaç milyon dirhem dağıtılmasını emretti.
Ancak sadaka olarak dağıttıkları da beytü’l-mal’den verilmekte idi. Yani, Müslümanlara dağıtılması gerekirken, halifenin özel malı gibi kullanılan devlet malı idi.
Hârun hemen kadısı Ebû Yûsuf’a başvurdu. Ebû Yûsuf bu israfı öyle bir kalıba soktu ki, Hârun’un her yaptığı sevap hâline geldi.
Ebû Yûsuf, Ca’fer’e dönerek, “Bu develerin etleri zâyi mi ediliyordu, halka mı dağıtılıyordu?” dedi.
Ca’fer, “Halka dağıtılıyordu” dedi
Ebû Yûsuf, sevinçle, “Müjdeler olsun! Halife büyük bir sevaba nâil olmuştur. Çünkü bu süre içinde hazırlanan etler, Müslümanlara dağıtılmış ve Allah büyük bir sadakayı dağıtmayı halifeye nasip etmiştir” diye fetva vermiştir.  
Bu fetvalar, Hârun Reşid’i İslam sınırları içinde hareket eden ölçülü bir halife olarak göstermiştir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100