02 Temmuz 2001 Pazartesi 00:00
421 Okunma
Ebû Said-i Farûki
Hindistan'ta yetişen meşhur velilerden. İmam?ı Rabbani hazretlerinin torunlarındandır. Babasının ismi Şafi'dir. 1782 (H.1196) senesinde Râmpûr'da doğdu. Ebû Saîd Faruki, daha çocuk iken, salih ve kıymetli bir zat olacağını alametleri yüzünden okunuyordu. Çocukluğunda, çocukların düşkün oldukları oyun ve eğlenceler ile hiç meşgul olmazdı. On yaşında Kar'an?ı Kerimi ezberledi. Kur'an? Kerimi tertil üzere o kadar güzel okurdu ki, dinyelenler kendilerin geçerdi. Tecvid ilmini, kıraat alimlerinden olan Karî Nesîn'den öğrendi. Kur'an?ı Kerimi ezberledikten sonra, akli ve nakli ilimleri öğrenmeye başladı. Önemli ders kitaplarını Müfti Şerefuddin'den okudu. Şah Veliyyullah Dehlevi'nin oğlu Mevlana Refiüddin'den hadis ilimlerinde ders aldı.

Kadı Beydavi Tefsiri'ni, Sahih?i Müslim şerhini de ondan okudu. Sahih?i Buharî'yi ise yine Mevlana Refiuddun'den, hocası Abdullah?ı Dehlevi hazretlerinden ve kendi dayısı Sirac Ahmed'den okuyup rivayet ve nakletme icazeti aldı.

Ebu Said Farûki hazretleri, ~|~akli ve nakli ilimleri öğrendikten sonra, tasavvuf ilmini öğrenip bu yolda yetişti. Tasavvufta, önce babasından feyz aldı. Babası onu tasavvufda bir müddet yetiştirdikten sonra; "Ey oğlum! Senin himmet kuşun çok yükseklee uçmaktadır." dedi. Bundan sonra Kadiri yolunun o zamanki meşhûr şeyhi Şah Dergani'nin hizmetine gidip, on iki sene, derslerine ve sohbetlerine devam etti. Nefsini ve kalbini ıslah için çok gayret göstererek nefsin isteklerini yaptı. Dünyadan yüz çevirdi. Çok oruç tuttu. Yetişmek için ne lazımsa yaptı. Nihayet hocası Şah Dergahi ona Kadiri yolundan içezet ve hilafet verdi.

Ebû Saîd Fârûkî, bundan sonraki halini şöyle anlatmıştır:

"İmam?ı Rabbani hazretlerinin Mektübat'ını okurken anladım ki, tasavvufta bu decelere ulaşmama rağmen, henüz kemalat?ı nisbet?i Ahmedi'ye kavuşamamışım.

Bu sebepte Dehli'ye gidip oradan, Pani?püt şehrinde bulunan Senaullah?ı Pani?Pütî'ye bir mektup gönderip, bu nisbete kavuşma arzumu bildirdim. Buna cevaben gönderdiği mektupta, Şah Gulâm Ali'nin yani Abdullah?ı Dehlevi hazretlerinin sahbetine gitmemi yazmıştı."

1810 (H.1225) senesinde Muharrem ayının yedinci günü Abdullah?ı Dehlevi hazretlerinin sahbetine kavuştu. Fevkalade izzet ve ikram gördü. Abdullah?ı Dehlevi hazretleri, ondan talebe yetiştirmesini isteyince; "Efendim ben buraya istifade etmek için geldim." cevabını verdi. Bunun üzerine daha ziyade ililtifat ve teveccühe kavuşup, Abdullah?ı Dehlevi'nin meşhür talebelirenden oldu.

Ebû Said Farûki hazretleri, bir kimseye evinin yanacağını işaret etmişti. Gerçekten evi yandı.

Ebû Said Farûki hazretleri bir defasından Rampûr'dan Sünbül'e gidiyordu. Yolu gece vakti sahile ulaştı. Karşıya geçmek için gemi kalmamıştı. Kendisini oraya kadar bir arabacı götürmüştü. Kiraladığı arabanın sahibi Gayr?i müslim idi. Sahile gelip durduklarında arabacıya; "Arabayı suya sür!" buyurdu. O da heybeti karşısında korkup arabıyı suya sürdü. Ebû Said Farûki hazretlerini kerametiyle araba suya batmadı. Normal bir yolda gibi sürüp karşıya geçtiler.

Gayr?i müslim arabacı onun bu kerameti karşısında hayret edip, müslüman oldu.

Meyan Ahmed Asgar anlatır: "Bazan uyuyup kalır, teheccüd namazı kılamazdım. Bu halimi Ebû Said Farûki hazretlerine arz ettim. Buyurdu ki: "Bizim hizmetçiye söyleyin, teheccüd zamanında bize hatırlatsın, sizi kaldıralım. Bu kadarı bize, diğeri size aid olsun". Bundan sonra teheccüd saati gelince, sanki birisi gelip beni kaldırırdı. Böylece bir daha teheccüd namazımı kaçırmadım."
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100