Bu haber kez okundu.

Ehl-i Beyt Günlüğü
Bir gün Abbâs b. Abdi’l-Muttalib, Yezid b. Ka’neb, Benî Hâşim’den ve Benî Uzzâ kabilesinden bir grupla birlikte Kâbe’nin önünde oturuyorlardı. Tam o sırada, Esed kızı Fâtıma Mescid’e geldi. O, tam dokuz aylık hamileydi ve artık doğum sancısı çekiyordu. İlerleyip Kâbe’nin önünde durdu ve yüzünü semaya kaldırarak Hak Teâlâ’ya şöyle yalvardı: “Allah’ım, ben gönderdiğin her peygambere ve resûle ve indirdiğin her kitaba iman etmişim; Kâbe’yi bina eden ceddim İbrahim Halil’in söylediklerini tasdik etmişim. O hâlde bu Beyt’in ve onu bina edenin ve karnımda olan ve benimle konuşan ve konuşmalarıyla benimle ünsiyet kuran ve Senin Celal ve azamet âyetlerinden olan bu çocuğun hürmetine Sana yalvarıyorum; doğum yapmayı bana kolaylaştır!”
Abbâs ve Ka’neb’ten şöyle nakledilmiştir: “Fâtıma sözlerini bitirdikten sonra, Kâbe’nin arka duvarının yarıldığını gördük; Fâtıma yarılan yerden Kâbe’nin içine girdi ve gözden kayboldu. Ardından Kâbe’nin duvarı Allah’ın izniyle yeniden birleşti! Biz Kâbe’nin kapısını açmaya uğraştık, ama bir türlü başarılı olamadık. Anladık ki bu, Allah tarafından gerçekleşen bir olaydır. Fâtıma üç gün Kâbe’nin içinde kaldı. Bütün Mekke’nin çarşı pazarında, sokaklarında, evlerinde, hep bu olay konuşuluyordu. Bilahare dördüncü gün gelip çattı. Kâbe’nin üç gün önce yarılmış olan duvarı tekrar yarıldı ve Fâtıma bint-i Esed, elinde oğlu Esedullah-ı Gâlib, Ali b. Ebî Tâlib (a.s.) ile birlikte dışarıya çıktı ve orada bulunan insanlara şöyle seslendi: ‘Ey insanlar, Allah beni insanların arasından seçti ve beni diğer kadınlara vermediği bir faziletle faziletlendirdi. Zira O’nun seçtiği evde çocuğumu dünyaya getirdim. Üç gün o saygın evde kaldım; cennet meyvelerinden ve yemeklerinden yedim. Elimde çocuğumla birlikte dışarıya çıkmak istediğimde, gaybdan bir ses bana şöyle seslendi: Ey Fâtıma, bu değerli çocuğun ismini Ali koy! Hiç şüphesiz ben Ali-yi A’lâ’yım; onu kendi kudret, izzet ve Celalimden yarattım; onu adaletimden yeteri kadar nasiplendirdim; onun adını kendi adımdan münşak ettim; onu mübarek adabımla edeplendirdim; onu gizli ilimlerimden haberdar ettim; o, Benim saygın evimde dünyaya geldi; evimin üzerinde ilk ezanı o okuyacaktır; putları Kâbe’nin üzerinden aşağıya atıp kıracaktır; Beni azamet, yücelik ve tevhidle anacaktır; o, bütün yaratıklarımın arasından seçtiğim Habib’im ve Resul’üm olan Muhammed’den sonra İmam ve O’nun vasîsi olacaktır. Ne mutlu o kimseye ki, onu sevsin ve ona yardım etsin! Ve Ona itâat etmeyen, ona yardımda bulunmayan ve onun hakkını inkâr eden kimsenin vay haline!” (Muntehe’l-A’mâl, Şeyh Abbâs Kummî, s.141; Ravzatü’l-Vâizin, c.1, s.81; İrşâdü’l-Kulûb, s.211).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100