Bu haber kez okundu.

Ehl-i Beyt Günlüğü
El–İhtisâs kitabında şöyle yazılmıştır: “Hz. Ali’de (a.s.) toplanan yetmiş haslet hakkında şöyle zikretmişlerdir: Hz. Ali (a.s.) aldığı yaraların acısından dolayı hiçbir kimseye şikâyette bulunmamıştır ve sürekli başından ayağına kadar bedeninin her yerini kaplayan yara izlerini saklamaya çalışırdı. Allah yolunda aldığı bu yaraların sayısı bine ulaşmıştı!”
Yine şöyle nakledilmiştir: “Emirü’l–Müminin (a.s.) Uhud Savaşı’ndan döndüğünde, seksen yara almıştı ki, yaraların arasına koyulan fitil, öbür taraftan dışarıya çıkıyordu. Resûlullah (s.a.a.), onu ziyaret etmek için yanına geldi ve ezilmiş et parçası gibi onu bir derinin üzerinde görünce, ağladı. Yaraları pansuman yapan iki kadın durmadan Resûlullah’a şikâyette bulunup, ‘Ya Resûlallah, biz onun durumundan endişeleniyoruz; koyduğumuz fitiller yaraların bir yanından girip diğer yanından dışarı çıkıyor. Ayrıca o acısını gizliyor!’ dedi. Hz. Ali (a.s.), dünyadan gittiği sırada bütün bedenindeki yara izlerini saydılar, bin yara izi olduğu ortaya çıktı!” (Sefînetü’l–Bihâr, c.1, s.565; El–İhtisâs, s.152).
Enes b. Mâlik’ten şöyle nakledilmiştir: “Uhud günü Ali’yi Resûlullah’ın (s.a.a.) yanına getirdiler. Bedeninde altmış küsur mızrak, kılıç ve ok yarası vardı. Resûlullah (s.a.a.), yaralara elini sürmeye başladı. Elini sürdüğü her yer Allah’ın izniyle sanki hiç yaralanmamış gibi iyileşiyordu.” (İsbâtü’l–Hüdât, c.1, s.345).
Ebû Dünyâ el–Muammerü’l–Mağribî’nin, Hz. Emirü’l–Müminin Ali’den (a.s.) şöyle duyduğu nakledilmiştir: “Ben Hayber vakıasında yirmi beş yara aldım. O halimle Resûlullah’ın (s.a.a.) yanına geldiğimde, bana olanları görünce ağladı; ardından gözyaşlarını alıp yaralarıma sürdü; anında rahatladım.” (Sefînetü’l–Bihâr, c.1, s.566).
Tefsîr–i Kummî’de, Hz. Emirü’l–Müminin Ali’nin (a.s.) Uhud’da aldığı yaraların sayısı doksan, El–Harâic kitabında ise kırk yara ve ayrıca on altı kılıç darbesi olarak nakledilmiştir ki o darbelerin dördünde, darbenin şiddetinden yere düşmüştür! Sa’dü’s–Suûd kitabında ise yaraların sayısı, seksen olarak verilmiştir. (Sefînetü’l–Bihâr, c.1, s.568).
***
“Ey Resul, Sana indirileni tebliğ et! (İnsanlara ulaştır) ve eğer bunu yapmazsan peygamberliğini tebliğ etmemiş gibi olursun. Ve Allah Seni insanlardan koruyacak.” (Mâide, 67). “Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” (Mâide, 3). 
Ebû Saîd–i Hudrî’den şöyle nakledilmiştir: “Peygamber (s.a.a.) Zilhicce ayının on sekizi, perşembe gününde Gadîr–i Hum denen yerde indiğinde, insanları Ali’ye davet etti ve onun iki pazısından tutarak yukarı kaldırdı; öyle ki insanlar Allah Resûlü’nün koltuk altının beyazlığını gördü. Ondan sonra şöyle buyurdu: Allah–u Ekber! Dinin tekmil oluşu, nimetin tamamlanışı ve Benim risâletime ve Benden sonra Ali’nin velâyetine Rabb’in razı oluşundan dolayı, Allah’a hamd olsun. Ben kimin mevlâsı (velâyet sahibi) isem, Ali de onun mevlâsıdır.” (İhkâkü’l–Hak, c.6, s.275). 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100