Bu haber kez okundu.

Ehl-i Beyt Günlüğü
İmâm Ca’fer–i Sâdık’tan (a.s.) Allah–u Teâlâ’nın, “Müjde ver, iman edenlere; onlar Rab’lerinin yanında sarsılmaz ayaklara sahip olacaklar” (Yûnus, 2) ayetinin tefsirinde şöyle nakledilmiştir: “Yani Ali’nin velâyetiyle…” (İsbâtü’l–Hüdât, c.2, s.8).
Resûlullah (s.a.a.) buyurdu ki: “Kim Benden sonra kurtuluşa ermek ve fitnelerden selamette kalmak istiyorsa, Ali b. Ebî Tâlib’in velâyetine sarılsın; zira hiç kuşkusuz o, en büyük sıddık ve en yüce fârûktur; o, Benden sonra, her Müslümanın imamıdır; kim dünyada ona uyarsa, Benim Kevser havuzumun başında Bana varacaktır; kim de ona muhalefet ederse, Kevser havuzunu ve Beni görmeyecektir. Benim önümden kayıp gidecek ve sol taraftan onu (cehennem) ateşine götüreceklerdir!” (İhkâkü’l–Hak, c.4, s.331; İsbâtü’l–Hüdât, c.2, s.277).
İbn Zarîf, İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s.), o da Resûlullah’tan (s.a.a.) şöyle nakletmektedir; buyurdu: “Bilin ki, Cebrâîl Bana gelerek şöyle dedi: Ey Muhammed, Rabb’in sana Ali b. Ebî Tâlib’in sevgisini emretmektedir.” (Bihârü’l–Envâr, c.39, s.273).
Yine Câbir, İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s.), o da Resûlullah’tan (s.a.a.) şöyle nakletmektedir: “Ali’nin velâyetini terk edip onun faziletini inkâr edenler ve düşmanlarına destek çıkanlar, eğer bu durum üzere ölürlerse, İslam’dan dışarı çıkmış sayılırlar!” (El–Mehâsin, s.186; Bihârü’l–Envâr, c.72, s.134).
İbn Mes’ûd diyor ki: “Resûlullah’ı (s.a.a.) gördüm ki, Ali’nin elinden tuttu ve şöyle buyurdu: Bu her mü’minin velisidir; Ben de onun velisiyim.” (İhkâkü’l–Hak, c.15, s.112).
Resûlullah (s.a.a.) buyurdu ki: “Ali, dünyada da, ahirette de Allah Resulü’nün dostudur.” (İhkâkü’l–Hak, c.15, s.121).
Selmân–ı Fârisî ve Ebûzer–i Gıfârî, Resûlullah’tan (s.a.a.) şöyle nakletmişlerdir: “Ben kimin velisi isem, Ali de onun velisidir ve ben kimin imamı isem, Ali de onun imamıdır.” (İhkâkü’l–Hak, c. 6, s.377).
Uzun bir hadisin bir bölümünde, Resûlullah’tan (s.a.a.) şöyle nakledilmiştir: “Sizden hanginiz Allah’a ve Ali b. Ebî Tâlib’in velâyetine razı olarak sabahlarsa, muhakkak Allah’ın korku ve azabından emanda kalır.” (El–Emâlî, Şeyh Tûsî, c.1, s.289).
İmam Cafer–i Sâdık (a.s.), babasından, o da babalarından şöyle nakletmişlerdir: “Bir gün Resûlullah (s.a.a.), ashabına hitaben buyurdu ki: Ey Benim ashabım, hiç kuşkusuz, Allah (Celle Celaluhu) size Ali b. Ebî Tâlib’in velâyetini ve ona uymayı emrediyor; zira Benden sonra sizin veliniz ve imamınız odur; ona muhalefet etmeyin ki, kâfir olursunuz ve ondan ayrılmayın ki, yolunuzu şaşarsınız.” (Gâyetü’l–Merâm, s.204).
Mufazzal, İmam Cafer–i Sâdık’tan (a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Şüphesiz, Allah–u Teâlâ, Ali’yi kendisiyle yaratıkları arasında açık bir nişane olarak belirlemiştir; aralarında ondan başka bir nişane yoktur. O hâlde kim onun velâyetini ikrar ederse, mü’min olur ve kim onu (inatla) inkâr ederse, kâfir olur; kim onu bilmezse, yolunu şaşar ve kim ona düşmanlık güderse, müşrik olur; kim onun velâyetiyle (Kıyâmete) gelirse, cennete girer ve kim onu inkâr ederse cehennem ateşine girer.” (El–Emâlî, Şeyh Tûsî, c.2, s.24; Bihârü’l–Envâr, c.38, s.117).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100