Bu haber kez okundu.

Ehl-i Beyt Günlüğü
İmam Ali Rızâ (a.s.), senetli bir hadiste, babaları kanalıyla, Resûlullah'tan (s.a.a.) şöyle nakletmektedir: "Ya Ali, Benden sonra sen, mazlum olacaksın. Sana karşı savaşan kimsenin vay haline ve ne mutlu, seninle birlikte savaşan kimseye! Ya Ali, sen Benden sonra, Benim sözüm ve Benim dilimle konuşursun. Seni reddeden kimsenin vay haline ve ne mutlu senin sözünü kabul eden kimseye. Ya Ali, Benden sonra sen bu ümmetin efendisi ve imamı ve Benim onlara halifemsin; kim senden ayrılırsa, Kıyâmet günü Benden ayrılmış olur ve kim seninle birlikte olursa, Kıyâmet günü Benimle birlikte olur…" (Bişâretü'l-Mustafâ, s.125; İsbâtü'l-Hüdât, c.1, s.483). 
Resûlullah (s.a.a.), Hz. Ali'ye (a.s) hitaben buyurdu ki: "Ya Ali, Benden sonra sen mazlum olacaksın. Sana zulmeden, Bana zulmeder; sana insaflı davranan, Bana insaflı davranmış olur; seni inkâr eden, Beni inkâr eder; seni seven, Beni sever; sana düşman olan, Bana düşman olur; sana itaat eden, Bana itaat eder ve sana karşı gelen, Bana karşı gelmiş olur." (Bihârü'l-Envâr, c.27, s.61). 
Resûlullah (s.a.a.) buyurdu ki: "Kim, Benim vefatımdan sonra, yerime oturacak şu Ali'ye zulmederse, Benim nübüvvetimi ve Benden önceki peygamberlerin nübüvvetini inkâr etmiş gibi olur." (Behcü's-Sabâğa, c.4, s.542; İsbâtü'l-Hüdât, c.2, s.222; Bihârü'l-Envâr, c.27, s.60). 
İmam Ali Rızâ (a.s.), babalarından, onlar da Resûlullah'tan (s.a.a.) şöyle nakletmişlerdir: "Ya Ali, sen Benden sonra, mazlum olacaksın. Sana zulmeden ve (hakkına) tecavüz eden kimsenin vay haline! Ne mutlu, sana uyan ve sana karşı, cüretkar davranmayan kimseye!" (Uyûn-u Ahbâr-ir Rızâ, c.1, s.303; Bişâretü'l-Mustafâ, s.220; İsbâtü'l-Hüdât, c.1, s.265). 
Meysem-i Temmâr'dan şöyle nakledilmiştir: "Gecelerden bir gece Mevlâm Emirü'l-Müminin (a.s.) benimle birlikte Kûfe'den dışarıya çıkıp Cu'fî mescidine doğru hareket etti; oraya vardığında kıbleye dönüp dört rek'at namaz kıldı, selâm verip tesbih ettikten sonra, ellerini açıp dua etti ki bir cümlesi şöyledir: 'Allah'ım, Sana karşı geldiğim hâlde, nasıl Seni çağırabilirim…' Sonra ayağa kalkıp dışarıya çıktı; ben de onu takip etmeye başladım. Sahraya çıktığımızda, benim için bir çizgi çizdi ve, 'Bu çizgiden ileri geçmeyeceksin!' buyurdu ve benden ayrılıp gitti. Çok karanlık bir geceydi. Kendi kendime dedim ki: 'Ey nefsim, ben Mevlâm'ı kendi haline bıraktım, oysa onun bir sürü düşmanı vardır. Bundan dolayı Allah ve Resulü'nün yanında nasıl bir mazeretim olabilir ki? Allah'a yemin olsun ki, onun izini takip edip durumundan haberdar olmaya çalışacağım; gerçi bu onun emrine muhalefet sayılsa dahi.' Bilahare onu aramaya başladım. Bir de gördüm ki vücudunu yarıya kadar kuyuya sarkıtmış; o, kuyuyla konuşuyor, kuyu da onunla! Beni fark edince, dönüp 'Kimsin?' diye sordu. 'Ben Meysem'im' dedim. Buyurdu ki: 'Ey Meysem, ben sana o çizgiyi geçmemeni emretmemiş miydim?' 'Ey Mevlâm, sizin için düşmanlarınızdan korktum ve kalbim buna dayanamadı!' dedim. 'Peki dediklerimden bir şey duydun mu?' diye sordu. 'Hayır bir şey duymadım ey Mevlâm' dedim. Bunun üzerine 'Ey Meysem!' dedi ve şu şiiri okudu: Göğsümde bazı ihtiyaçlar duyuyorum ki/Göğsüm onlar için daraldığında/Elimle yerde kuyu kazıyorum/Ve sırlarımı ona açıyorum ben/Yerden biten bitkiler, ne varsa/Benim ektiğim tohumdan çıkmakta!" (Bihârü'l-Envâr, c.40, s.199; El-Fusûlü'l-Mie, c.5, s.409).   
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100