Bu haber kez okundu.

Ehl-i Beyt Günlüğü
Mesade b. Sadeka, Ebu Abdullah (Ca’fer Sâdık aleyhisselâm)’dan, ayrıca Mahbub, merfu olarak Emir’ül-Müminin Ali (aleyhisselâm)’ın şöyle dediğini rivayet eder: “Varlıklar içinde Allah Azze ve Celle, en çok şu iki insana buğzeder. Birincisi: Allah’ın lutfunu keserek kendi nefsiyle baş başa bıraktığı kimsedir. İşte bu zorbalık yaparak doğru yoldan sapan kimsedir. Bu adam bid’at sözlerin tutkunudur. Oruçtan ve namazdan söz eder. Bu yüzden onun tuzağına düşecekler için bir fitnedir. Kendisinden öncekilerin hidayet yolunu yitirmiştir. Yaşarken de, öldükten sonra da kendisine uyanları saptırır. Başkalarının hatalarının sorumluluğunu taşır; kendi hatalarının tutsağıdır. İkincisi: Cehaleti, cahil insanlar arasında kendi temel karakteri haline getiren kimsedir. Bu adam, fitne karanlığının tutsağı haline gelmiştir. Şeklen insana benzeyenler, onu âlim olarak nitelendirirler. Hâlbuki o, bir tek gününü tam anlamıyla ilimle geçirmiş değildir. Sadece erken uyanmıştır ve bazı şeylere fazlaca sahip olmuştur; ancak sahip olduğu bu şeylerin azı fazlasından daha iyidir. Derken kokuşmuş bataklık suyuna kanmış ve hiçbir faydası olmayan şeyleri biriktirmiş halde insanlar arasında yargıç makamına kurularak, başkalarına karmaşık gelen meselelerin çözümünün güvencesi olarak, kendini göstermiştir. Verdiği kararlar kendisinden öncekilerin kararlarıyla çelişse de bunda bir sakınca görmemiştir. Kendisinin öncekilerin yargıları karşısındaki tavrının bir benzerinin kendisi için de geçerli olup sonradan gelenlerin de onun yargılarını geçersiz kılmasından emin olamaz. Karşısına üstü kapalı ve karmaşık bir sorun çıkarsa tamamen kendi kişisel görüşüyle çözümlemek üzere hazır olur. Sonra da salt, kişisel görüşlerine dayanarak kesin bir hüküm verir.
Bu şekilde şüphelere bürünmesi, örümceğin yaptığı ağa benzer; doğru mu yaptığını, yanlış mı yaptığını kestiremez. İnkâr ettiği şeylerin bilinebileceğini hesap edemez. Ulaştığı düzeyin ötesinde bir yolun, bir açıklamanın olabileceğini göremez. Bir şeyi başka bir şeyle karşılaştırırsa kendi görüşünü yalanlamaz ve eğer bir şey kendisi açısından karanlıkta kalırsa, kendisinin cahil olduğunu bildiği için bunu gizler. Ta ki bir şey bilmiyor, demesinler. Sonra büyük bir cüretkârlıkla kararını verir. Böyle bir kimse karanlıkların anahtarıdır. Şüphe taşıyıcısıdır. Cehalet karanlıklarında yol alır. Bilmediği şeylerden dolayı mazeret bildirmez ki, yanlışa düşmekten kurtulsun, ilimde bir metodu ve kat ettiği bir mesafesi yoktur ki, pay sahibi olsun. Rüzgârın, kuru otları birbirine kattığı gibi rivayetleri birbirine katıp savurur. Haksız bir şekilde dağıttığı miraslar onun elinden ağlar; hakkını alamayıp heder olmasına neden olduğu kanlar, onun elinde inlemektedirler. Verdiği hükümle haram olan ırzları helâl, yine verdiği hükümle helâl olan ırzları da haram sayar. Kendisine sunulan meselelere verdiği cevaplara güvenilmez. Gerçek ilme sahibim iddiasıyla elde ettiği liderlik liyâkatına sahip değildir.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100