Bu haber kez okundu.

Ehl-i Beyt Günlüğü
Cemel savaşında Hz. Ali (a.s.) oğlu Muhammed-i Hanefiye’yi çağırdı, mızrağını ona verip şöyle buyurdu: “Bu mızrak ile düşman ordusuna saldır!” Muhammed-i Hanefiye mızrağı alıp düşmana saldırdı. Düşman ordusundan bir grup kişi onun ilerlemesine mani oldular, bir şey yapamayacağını görünce babasının yanına dönmek zorunda kaldı. Sonra İmam Hasan (a.s.) mızrağı alıp düşmana saldırdı, bir müddet sonra kanlı mızrağıyla babasının yanına geldi. Muhammed-i Hanefiye, İmam Hasan’ın o şecaatini görünce, mağlubiyet duygusuna kapıldığından dolayı kızarıp başını önüne eğdi. Hz. Ali (a.s.) onun bu halini görünce, “Rahatsız olma, O Peygamber’in oğludur, sen ise Ali’nin oğlusun” buyurdular. (Bihar’ul-Envar, c. 43, s. 345).  Hz. Peygamber (s.a.a.), Hüseyin (a.s.)’ın şehit olacağını ve çekeceği diğer musibet ve sıkıntıları kızı Fatıma (a.s.)’a haber verdiğinde Fatıma (a.s.) çok ağladı ve şöyle dedi: “Bu sıkıntı ve musibetler ne zaman vuku bulacaktır?” Peygamber (s.a.a.); “Ben, sen ve Ali dünyada olmadığımız bir zamanda” buyurdular.
Fatıma (a.s.) bu sözü duyunca ağlaması daha çoğaldı. Sonra, “Kim Hüseyinime ağlayacak ve onun için yas tutacaktır” dediğinde de Peygamber (s.a.a.) şöyle buyurdular: “Fatımacığım! Ümmetimin kadınları, Ehl-i Beyt’imin kadınlarına, erkekleri de erkeklerine ağlayacaklar. Her yıl onun yasını yenileyecekler (canlandıracaklar). Kıyamet günü olduğunda sen kadınlara şefaat edeceksin, ben de erkeklere. Kim Hüseyin’in sıkıntı ve musibetine ağlamış olursa, onun elini tutup cennete götüreceğiz. Fatımacığım! Kıyamet günü, Hüseyin’in musibetine ağlayan göz dışında bütün gözler ağlayacaktır; o göz cennet nimetlerine ulaşmak için gülecektir.” (Bihar’ul-Envar, c. 44, s. 292).
Bir gün İmam Seccad (a.s.), Mina’da Hasan-i Basri’nin halka öğüt verdiğini görünce ona şöyle buyurdular: “Ey Hasan! Sus da senden bir soru sorayım! Acaba işin sonunda kendin ile Allah arasındaki olan bu halinden razı olacak mısın?” Hasan-ı Basri, “Hayır! Razı olmayacağım” dedi. İmam Seccad (a.s.), “Acaba istediğin hal ve duruma ulaşmak için bu durumunu değiştirmeyi düşünüyor musun?” dedi. Hasan-i Basri bu sözü duyunca başını önüne eğdi, sonra şöyle dedi: “Bu durumu değiştirmek için her defasında kendimle ahd ediyorum ama maalesef böyle olmuyor, sadece sözde kalıyor.” İmam Seccad (a.s.), “Acaba Hz. Muhammed (s.a.a.)’den sonra, seninle akrabalığı olan bir peygamberin geleceğini ümit ediyor musun?” diye sordu. Hasan-i Basri, “Hayır” dedi. İmam Seccad (a.s.), “Acaba bu dünyadan başka diğer bir dünyanın da olup orada iyi işler yapacağına ümitli misin?” diye sordu. Hasan-i Basrî, “Hayır” dedi. İmam Seccad (a.s.), “Acaba eğer bir kimsenin az bir aklı da olmuş olursa, senin kendinden razı olduğun miktarda kendisinden razı olur mu? Oysaki diğer bir peygamberin geleceğine ve başka bir dünyanın da olup orada iyi ameller yapmakla meşgul olacağına ümidin de yoktur! Bu halinle halka öğüt mü veriyorsun?” dedi. İmam Seccad (a.s.) onun yanından uzaklaşınca, Hasan-i Basri, “Bu şahıs kimdi?” dedi. “Ali bin Hüseyin (Seccad) idi” dediklerinde, “Bunlar (Ehl-i Beyt) ilim ve hikmet kaynağıdır” dedi. Artık ondan sonra Hasan-i Basri’nin halka öğüt verdiğini kimse görmedi. (Biharu’l-Envar, c. 46, s. 116).
Anahtar Kelimeler:
ehl i beyt günlüğü
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100