Bu haber kez okundu.

Ehl-i Beyt Günlüğü
Cabir–i Cu’fi şöyle diyor:
Hac amellerini yapıp bitirdikten sonra bir grup (hacılarla) birlikte İmam Bâkır (a.s.)’ın huzuruna vardık. İmam (a.s.)’la vedalaşmak istediğimizde, “bize tavsiyelerde bulunun” dedik. İmam (a.s.) şöyle buyurdular:
“Güçlüler zayıflara yardımda bulunsunlar, zenginler fakirlere şefkatli olsunlar, sizlerden her biriniz dini kardeşine nasihat etsin, kendisi için istediği şeyi onun için de istesin. Bizim sırlarımızı, ehli olmayan kimselerden saklı tutun, halkı bize musallat etmeyin! Bizim sözlerimize ve bizden taraf sizlere iletilen haberlere teveccüh ediniz; eğer Kur’ân’a muvafık olduğunu görürseniz onu kabul edin; Kur’ân’a aykırı olduğunda ise onu duvara çalın!
Eğer bir söz sizin için şüpheli olursa, onun hakkında karar almayın, gerektiği şekilde size izah etmemiz için onu bize sunun. Eğer sizler dediğim gibi olur ve bu sınırları aşmazsanız, Kâim’imizden (Hz. Mehdi’den) önce sizden herhangi biriniz ölmüş olursa, şehit olarak ölmüştür. Kim bizim Kâim’imizin rikabında (yanında) öldürülürse, iki şehit sevabı alır; eğer onun yanında yer alıp da düşmanlarımızdan birisini öldürürse, yirmi şehidin sevabını kazanmış olur.” (Biharu’l– Envar, c. 2, s. 236).
Me’mun–u Rıkkî şöyle naklediyor:
Bir gün İmam Sâdık (a.s.)’ın huzurunda idim, Sehl bin Hasan–ı Horasanî İmam (a.s.)’ın yanına geldi, selam verip oturdu. Sonra şöyle dedi:
“Ey Resûlullah’ın torunu! İmamet (makamı) sizin hakkınızdır. Çünkü siz, şefkat ve rahmet ailesisiniz. Neden hakkı almak için kıyam etmiyorsunuz? Oysaki sizin takipçilerinizden yüz bin kişi, kesici kılıçlarıyla sizin kenarınızda düşmanla savaşmaya hazırdırlar!”
İmam (a.s.) onun bu sözüne karşılık şöyle buyurdular: “Ey Horasanî! Otur da hakikat sana aşikâr olsun.”
İmam (a.s.) cariyesine, tandırı yakmasını emretti, tandır hemen alevlenmeye başladı, öyle ki onun alevi tandırın üst tarafını aydınlattı. İmam (a.s.) Sehl’e; “Ey Horasanî! Kalk bu tandırın içinde otur!” buyurdu.
Horasanî adam (Sehl) mazeret istemeye başlayıp şöyle dedi: “Ey Resûlullah’ın torunu! Beni ateşle yakma, bu hakiri affet!”
İmam (a.s.); “Rahatsız olma, seni bağışladım” buyurdu.
Bu sırada Harun–u Mekki, naleynini (ayakkabısını) eline almış olduğu bir halde, yalın ayak içeriye girip selam verdi. İmam (a.s.) onun selamının cevabını verdi ve şöyle buyurdu: “Naleyni at ve tandırda otur!”
Harun naleynini atıp hemen tandırın içine girdi! İmam (a.s.), Horasani ile sohbet etmeye başladı. Horasan’ın pazarının durumundan ve oranın özelliklerinden öyle bir konuşuyordu ki, sanki uzun yıllarca orada kalmıştı. Daha sonra Sehl’den, tandırın durumunun nasıl olduğuna bakmasını istedi. Sehl der ki; “Tandırın başına yetiştiğimde, Harun’un ateşler arasında dizüstü oturmuş olduğunu gördüm. Beni görür görmez tandırdan dışarı çıktı ve bize selam verdi.”
İmam (a.s.) Sehl’e; “Horasan’da bunun gibi kaç kişi bulunur?” diye sordu.
Horasanî; “Allah’a and olsun ki, bir kişi de bulunmaz.” dedi.
İmam (a.s.) da onun bu sözüne karşılık; “Evet, Allah’a and olsun ki, bir kişi de bulunmaz. Eğer bunun (Harun) gibi beş kişi de bulunsaydı, biz kıyam ederdik” buyurdular. (Bihar’ul– Envar, c. 47, s. 123.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100