Bu haber kez okundu.

Ehl-i Beyt Günlüğü
İbn–i Ebi Duad anlatıyor:
“Bir hırsızı halife Mu’tesim’in yanına getirdiler, hırsız kendi hırsızlığını itiraf etti, halifeden, şer’i cezayı uygulamasıyla (günahının) temizlenmesini istedi. Halife âlimleri bir araya topladı, İmam Cevad da orada idi. Halife bize, ‘Hırsızın eli nereden kesilmelidir?’ diye soru sordu. Ben de, ‘Bilekten’ dedim. Halife, ‘Delilin nedir?’ dedi. Ben de cevaben, ‘El, parmaklardan bileğe kadardır. Çünkü Allah–u Teâlâ, ‘Teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün’ (Mâide, 6) buyurmuştur. Bu ayetten maksat, parmaklardan elin bileğine kadar olan kısımdır’ dedim. Âlimlerden bazıları da benim sözümü teyid edip, hırsızın eli bilekten kesilmelidir, dediler. Bazıları da hırsızın elinin dirsekten kesilmesi kanısında idiler. Çünkü Allah–u Teâlâ abdest ayetinde şöyle buyurmuştur: ‘Ellerinizi dirseklerinize kadar yıkayın.’ Bu ayet, elin sınırının dirseğe kadar olduğuna delalet etmektedir. Daha sonra Mu’tesim, Ebu İmam Cevad’a dönüp, ‘Bu mesele hakkında görüşün nedir?’ diye sordu. O da cevaben, ‘Buradakiler bu konu hakkında konuştular, beni muaf kıl’ dedi. Mu’tesim yine sözünü tekrarladı, o da mazeret istedi. Nihayet Mu’tesim şöyle dedi: ‘Allah aşkına bu konuda bildiğini söyle.’ İmam Cevad şöyle dedi: ‘Beni yemine verdiğin için görüşümü söylüyorum. Bunların hepsi yanıldılar. Çünkü hırsızın elinin ayasının kalması için parmakları kesilmelidir.’ Mu’tesim, ‘Bu fetvanın delili nedir?’ dedi. İmam Cevad, ‘Resûlullah (s.a.a.), secde, bedenin yedi uzvuyla tahakkuk bulur; yüz (alın), iki elin ayası, iki dizlerin kapağı ve iki ayak (ayaktaki iki büyük parmaklar)’ buyurmuştur. Binaenaleyh eğer hırsızın eli bilekten veya dirsekten kesilmiş olursa, artık secde zamanı yere bırakacak bir eli kalmıyor. Allah–u Teâlâ da, secde yerleri Allah içindir, öyleyse Allah ile birlikte bir kimseyi çağırmayın, buyurmuştur. Secde yerlerinden maksat, yedi uzuvdur; Allah için olan şey kesilmez.’
Mu’tesim, bu sözden hoşlandı ve hırsızın sadece parmaklarının kesilmesini emretti.
İbn–i Ebi Duad diyor ki: ‘Bu esnada halim öyle bir şekilde değişti ki sanki kıyamet kopmuştu, keşke ölseydim de böyle bir günü görmeseydim diye arzu ettim. Üç gün sonra Mu’tesim’in yanına gidip ona şöyle dedim: Halifenin hayrını isteyerek ona tavsiye etmek bana farzdır; ben şimdi ateşe (cehenneme) girmeme sebep olacak bir söz söyleyeceğim.’
Mu’tesim; ‘Hangi sözü söyleyeceksin?’ diye sordu. Cevaben şöyle dedim: ‘Halife kendi meclisinde, bir dini mesele için fakih ve âlimleri topluyor, ordunun komutanları ve ülkenin büyük şahsiyetlerinin bulunduğu ve dinledikleri bir yerde bir meselenin hükmünü onlardan soruyor, onlar da cevap veriyorlar ama halife âlimlerin görüşlerini kabul etmiyor, sadece Müslümanların yarısının imamet ve önderliğine inandıkları ve onu hilafete (daha) layık bildikleri bir kişinin sözünü kabul ediyor. Bu, halife için güzel değildir!’
Bu esnada halifenin rengi değişti ve sarsılıp şöyle dedi: ‘Bana iyi tavsiye ettiğinden dolayı Allah sana mükafat versin.’
Daha sonra katiplerinden birine, İmam Cevad’ı evine davet etmesini emretti. Ama Ebu Ca’fer kabul etmeyip mazeret istedi. Fakat Mu’tesim kendi davetinde ısrar edip şöyle dedi: ‘Mübarek ayaklarını teberrük etmem için evime gelmen gerekir. Ayrıca halifenin vezirlerinden birkaç kişi seni görmek istiyorlar.’ Ebu Ca’fer mecburen halifenin evine gitti. Ama onlar Ebu Ca’fer’in yemeğine zehir dökmüşlerdi. Yemekten yer yemez, yemeğin zehirle karıştırıldığının farkına vardı. İmam Cevad bir süre rahatsızdı, nihayet zehir bütün bedenine işledi; sonuçta şehit oldu. (Biharu’l–Envar, c.50, s.85).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100