Bu haber kez okundu.

Ehl-i Beyt Günlüğü
Hz. Fâtıma (a.s.) hayatının son günlerinde Umeys kızı Esma’ya (Esma Hz. Fâtıma (a.s.)’ın yakınlarından ve Habeşe muhacirlerindendi. Büyük bir ihtimalle Hz. Fâtıma (a.s.)’a gusül verildiğinde Hz. Ali (a.s.)’a yardımda bulunmuştur. Şimdiki tabutların şekli onun önerisi üzerine yapılmıştır) şöyle buyurdu:
“Ey Esma! Ben, kadınların cenazesinin, üzerine bir bez atılarak dört ağaç üzerinde mezarlığa doğru götürülmesini sevmiyorum. Zira onun bedeninin izleri parçanın altından gözükmekte ve herkes onun bedeninin hacmini görmektedir.
Esma Hz. Fâtıma (a.s.)’ın bu sözüne karşılık şöyle dedi: “Ben Habeşistan’da bir şey (tabut) görmüşüm, şimdi onun şeklini sana göstereceğim.”
Esma bunu dedikten sonra birkaç yaş çubuk getirmelerini istedi, sonra onları eğerek (şimdiki tabut şekline sokarak) üzerine bir bez attı ve onu böylece pratikte Hz. Fâtıma (a.s.)’a göstermiş oldu.
Hz. Fâtıma (a.s.) onu görünce gülümseyerek şöyle buyurdu: “Ne güzel bir şeydir! Zira cenaze onun içerisine bırakıldığında artık cenazenin erkek veya kadın olup olmadığı belli olmuyor.” (Bihar, c.43, s.189).
İmam Sâdık (a.s.) babasından ve o da babasından şöyle naklediyor:
“İmam Hasan (a.s.) kendi zamanında insanların en çok ibadet edeni, en çok zahid olanı ve en üstünü idi. Hacca gittiğinde yaya olarak gidiyordu ve çoğu zamanlar ayak yalın gidiyordu. Ölümü hatırladığında ağlıyordu, huzurunda kabirden söz edildiğinde ağlıyordu, kıyameti ve haşrolmayı hatırladığında ağlıyordu, sırat köprüsünden geçmeyi hatırladığında ağlıyordu, halkın hesap için Allah Teâlâ’nın huzurunda duracağını hatırladığında o günün vahşet ve korkusundan dolayı feryat ederek bayılıyordu. Namaza duruğunda Allah korkusundan azaları titriyordu, cennet ve cehennemi hatırladığında yılan ısıran birisi gibi kıvranıyordu, Allah’tan cenneti isteyip cehennemden ise O’na sığınıyordu. Kur’an’dan, ‘Ya eyyuhellezine amenu/Ey iman edenler’ ayetini okuduğunda, ‘Lebbeyk! Allahümme lebbeyk/Emrine hazırım, Allah’ım emrine hazırım’ diyordu. Her halinde Allah’ı anıyordu” (Bihar, c.43, s.331).
Abdest aldığında azaları titriyordu, mübarek yüzü sapsarı oluyordu. “Abdest alırken neden bu duruma düşüyorsunuz?” dediklerinde, “Arş’ın Rabbinin huzurunda duran bir kimsenin renginin sararması ve azalarının titremesi gerekir” buyuruyordu.
Caminin kapısına ulaştığında yüzünü göğe doğru çevirerek şöyle diyordu: “İlahî, misafirin kapının önündedir; ey ihsanda bulunan Allah, günahkâr sana gelmiştir; ey kerim ve şefkatli olan Allah, indindeki güzelliklerden dolayı indimdeki çirkinliklerden geç!” (Bihar, c.43, s.339).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100