Bu haber kez okundu.

Ehl-i Beyt Günlüğü

Emevi halifesi olan Abdulmelik bin Mervan, Mekke’de konuşma yapıyordu. Sözleri öğüt ve nasihate yetiştiğinde, toplumun arasından bir adam kalkıp şöyle dedi: “Yeter! Yeter! Siz emrediyor fakat kendiniz çirkin işlerden kaçınmıyorsunuz, öğüt veriyorsunuz fakat kendiniz öğüt almıyorsunuz! Acaba biz sizin amelinize mi uyalım yoksa sözünüze mi itaat edelim?!
Eğer, ‘bizim sünnetimize (takındığımız tavra) uyun’ derseniz, zalimlere nasıl uyabiliriz veya Allah’ın malını kendi servetleri bilen ve O’nun kullarını kendi kulları sayan günahkârlara hangi delile göre itaat etmemiz gerekir? Eğer, ‘bizim düsturlara uyun ve nasihatlerimizi kabul edin’ derseniz, kendisine nasihat etmeyen başkalarına nasihat edebilir mi? Adil olmayan bir kimseye itaat etmek caiz midir?
Eğer, ‘ilmi nerede bulursanız alın ve nasihati kimden olursa kabul edin’ derseniz, şayet bizim aramızda, sizden güzel konuşan, güzel söz söyleyen bazı kişiler olabilir!
Hilafetten el çekiniz, baskı sistemini kaldırınız, şayet şehirlerde ve çöllerde avare olan kimseler çıkıp bu hilafeti üstlenerek hükümeti güzel bir şekilde idare edebilirler!
Allah’a and olsun ki, biz kesinlikle size uymadık (biat etmemişiz), sizi kendi mal, can ve dinimize musallat kılmadık ki bize karşı zalimler gibi davranasınız. Biz kendi zamanımızın durumunu çok iyi biliyoruz, sizin hükümet süresinin son bulmasını ve bütün eziyet ve mihnetlerin yok olmasını bekliyoruz. Sizlerden hilafet tahtına oturmuş olan herkesin belli bir süresi vardır, o süresi dolunca, büyük-küçük amellerinin hepsini yazılmış olan dosyasında okuyacak ve o zaman zalimler ne kadar zulüm yaptıklarını anlayacaklardır!”
Bu esnada halifenin silahlı memurlarından biri yanına gelip onu yakaladı, artık ondan hiçbir haber çıkmadı! (Bihar’ul-Envar, c.46, s.336).
Yezid’in oğlu Muaviye hilafetten kenara çekildiğinde minbere çıkıp şöyle bir konuşma yaptı: “Benim size emirlik etmeğe isteğim yoktur, razı olduğunuza da inanmıyorum. Ama siz bize düçar oldunuz, biz de size düçar olduk! Ceddim Muaviye, geçmişi ve makamı kendisinden daha güzel olan Ali bin Ebi Tâlib ile hilafet hususunda münazaa ve muhalefet etti (savaştı). Ceddimin bu tavrıyla ne kadar çirkin işler işlediğini biliyorsunuz; siz de onunla beraber ne yaptığınızı iyice biliyorsunuz. Nihayet kendi amelinin rehini olup kabre koyuldu. Muaviye’den sonra hilafet benim babam olan Yezid’in eline geçti; bu işe yanaşmaması daha iyi idi. Çünkü o hilafete layık birisi değildi. O, yapmaması gereken işi yaptı, yaptığı bu hatayı iyi bir iş sanıyordu. Onun da çok geçmeksizin zamanı tükendi ve (tutuşturduğu fesat) ateşi söndü. Yaptığı çirkin işlerine olan hüznümüz ölümüne olan hüznümüzü bize unutturdu. Şimdi ben bu ailenin üçüncü ferdiyim, benim halife olmama gönlü olmayanlar, gönüllü olanlardan daha çoktur. Ben sizin günahlarınızı taşıyamam. Bu siz, bu da hilafetiniz; onu alın, kime isterseniz ona verin!”
Daha sonra şöyle dedi: “Allah’a and olsun ki, eğer hilafet, bir ganimet idiyse biz payımızı ondan aldık, yok eğer şer idiyse, Ebu Süfyan evlatlarına bu miktarı yeter!”
Minberden aşağı inince annesi ona; “Keşke sen hayızlının kullandığı bez olsaydın!” dedi.
Muaviye de annesinin cevabında, “Keşke öyle olsaydım da Allah’ın O’na karşı isyan edenleri ve başkalarının hakkını alanları ateşle cezalandıracağını bilmiş olmasaydım!” dedi. (Bihar’ul-Envar, c.46, s.118).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100