Bu haber kez okundu.

ELVEDA YA ŞEHR-İRAMAZAN
Ramazan Yazıları
ORUCUN SOSYAL BÜNYEDEKİ YERİ VE ÖNEMİ


önceki günden devam

İşte oruç ibadeti, ayet?i kerimede belirtildiği üzere ferdi, her türlü aşırılıklardan ve insanı insan olma vasfından çıkaran fiillerden koruyarak, Allah'ın sevgili bir kulu, toplum hayatının da vazgeçilmez bir insan tipi olmasını sağlar. Artık o, kendi iç dünyasında huzurlu bir insandır. Bu durum ailesi ve çevresini de aynı yönde etkiler ve şekillendirir.

İnsanlar maddi varlıklar açısındandan çeşitli şekillerde yaratılmışlardır. Toplum hayatının bir gereği olarak, zengin?fakir herkes birlikte yaşamaktadır. Cemiyeti ayakta tutan, bozulup dağılmasını önleyen unsurların başında yardımlaşma, dayanışma, sevgi ve saygının bulunduğunu söylemiştik. Ancak bu unsurların yerleşip yaygınlaşması için, yardım edebilecek durumda bulunanların, yardıma muhtaç olanların halini bizzat kendi nefislerinde yaşamaları, yoksulluğun ne olduğunu bilmeleri gerekir. Oruç ibadeti ise, varlıklı kimseye bunu en güzel şekilde öğre~|~ten bir vasıtadır. Zira karnı tok olan, yardıma muhtaç kimsenin halini anlayamaz.

Diğer yanda, yardımlaşma ve dayanışma olmadığı toplumlarda fakir tabakanın gözü, haklı olarak varlıklı kimselerin malına, parasına dikebilir. Zengin kimse ise, gaddarlığını katmerleştirerek devam ettirir. Bu durum da, birbirine düşman iki sosyal grubun olşumasına neden olur ki, toplumun huzursuzluğu ve anarşinin temelini teşkil eder. Oruç ibadeti bu iki yapı arasında köprü vazifesini görerek şefkat, merhamet, sevgi ve saygının doğmasında en büyük teminattır. Şefkat ve merahmet duyguları varlıklı kimseleri insafa davet ederek, sosyal yapının aksayan yönlerinin (kimsesizler, yetimler, felaketzedeler, körler, sağırlar, kısaca toplumun her kesitindeki yardıma muhtaç durumda bulunanlar) tamir edilip sosyal bünyenin canlı tutulmasında en önemli amildir.

Bir başka yönüyle oruç ibadeti, ruhun berraklaşmasında, ferdi, aileyi ve toplumu, dönüşü olmayan yollara sürükleyen şehevi ve gadabi duyguların kontrol altına alınmasında da önemlilik arzeder. Peygamberimiz (sav) bu konuda: "Kim bana çene kemiklerinin arasındaik (dili) ve iki budu arasındaki (cinsiyet organı) ile günah işlemeyeceğine dair garanti verirse, ben de onun için cenneti garanti ederim" buyurarak, yalan, iftira, küfür, zina ve fuhuş... gibi ailelerin dağılmasına, çocukların yetim kalmasına, toplum huzuru ve mutluluğunun bozulmasına kısaca sosyal bünyenin yaralanmasına sebep olan davranışların meydana geldiği bu iki organın kontrol altına alınmasını, Allah'ın razı olacağı şekilde yönlendirilmesini istemişlerdir.

Evet. Kişiler arası münasebetleri menfi yönde etkileyen, adaletin tesisini engelleyen, ferdi, aile ve topluma yabancılaştıran, kişiyi ruhsal bozuklukların içerisine atan, ailelerin yıkımına, geleceğin teminatı olan çocukların perişan olmasına neden olan, insanı insan haysiyet ve onuruyla bağdaşmayan davranışlara sürükleyen amillerin başında dil ile cinsiyet organının bulunduğu bir gerçektir. Bu iki organın kontrol altına alınıp Allah'ın rızası doğrultusunda, fert ve toplum saadetinin temininde kullanılmasında oruç ibadetinin yeri ve önemini büyüktür. Diğer bir ifade ile sosyal bünyenin sağlıklı yaşamasında mühim bir garantidir. Yine Allah'a inanan ve vazifelerinin şuuru içerisinde olan inanan, görevini yerine getirmenin verdiği tarif edilmesi mümkün olmayan huzur ve mutluluğun içerisindedir. Ruhsal dengenin kurulup devam ettirilmesine en büyük etkendir.

Diğer taraftan oruç ibadeti bize şunları da hatırlatır: Bu muhteşem kainatın gerçek sahibi, maliki ve yaratıcısı Yüce Allah'tır. Herşey, O'nun verdiği hayatla var olur, bahsettiği binbir çeşit rızıkla hayatını sürdürür. Ve bütün bir evren insanın hizmetine verilmiş, hayatının devam etmesinde ona amade kılınmıştır. İftar vaktine beş dakika kala "yiyiniz" emrini bekleyen insan, bütün bunları düşünerek, kendi acizliğini anlar, imanı kuvvetlenir. Kalbi şefkat, merhamet ve iyilik hisleriyle dolarak insan, hayvan ve diğer varlıklara bakış açısı değişir. Gerçek insan olma vasfını elde ederek toplum ve insanlığın huzur ve barışında vazgeçilmez bir hüviyete sahip olur.

Evet; Allah'ın emirlerinde insan ve toplum için mutlak yarar vardır. İnsanlık, gerçek saadet ve huzuru Allah ve Resûlünün emirlerine bağlılıkta bulmuştur ve bulacaktır.
Hasan ARAL



Eski İstanbul Ramazanları

Ramazan Bayramı

İyd?i fıtr?ı Ramazan da dediğimiz Ramazan Bayramı da Ramazan ayının ispat edildiği gibi ispat edilir.

Ramazan ayı hilâlin görülmesine göre bazen otuz, bazen yirmi dokuz olur. Ramazan'ın yirmi yedisinde yani Kadir gecesinden sonra geçen iki üç gün büyükler ve çocuklar için heyecanlı günlerdir.

Bayramlık elbiseler tedarik edilir, kunduralar alınır, çamaşırlar hazırlanır, kız erkek bütün çocuklar bayramlıklarını giyinip kuşanmak için bayram davulunu beklerler. Mini miniler ise kunduralarını ve daha başka bayramlık cici bicilerini başucuna koyup uyurlar.

Ekseriya bayram, arefe günü akşam ezanından sonra ilân edilir. Ramazan'ın ilk gecesinde olduğu gibi bayramı müjdeleyen davul sesleri çocuklarla beraber büyükleri de ruhanî bir sevinç içinde heyecana getirir. O millî, dinî sevinçli günlerin müjdecisi olan davulun sedası memleketin ufuklarında gürlerken gönüllerde ne yüce ve ne kutsal hatıralar gelip geçmezdi ki...

Bayram sabahı ortalık ışıldarken minarelerde ilahi nağmelerle temcit verilir. Sabah ezanı okunur.

Büyükler bayramlık elbiselerini giyer, süslenir, saçlar, bıyıklar, sakallar taranır, güzel kokular sürünülür. Minarelerden yükselen temcidin tehlili ile vecd içinde camilere koşarlar. Sabah namazından sonra hep bir ağızdan birkaç defa tekbir getirerek Bayram namazını cemaatle beraber eda ederler. Sonra herkes camide hısım akraba, eş dost, konu-komşu ile el sıkarak, kucaklaşarak, küçükler büyüklerin ellerini öperek bayramlaşırlar.

Evlerine dönen cemaat eve girer girmez kapı önünde bekleyen ailesiyle eller öpülerek, kucaklaşılarak, küçükler öpülüp koklanarak sevinç içinde bayram tebrik edilir.

Ortaya şekerler, şekerlemeler konur. Konu-komşu ziyaretleri başlar.

Şekerci dükkanlarından başka yer yer her köşe başında gelin askısı gibi süslenmiş şekerci sergilerinin önleri, müşterilerle dolar boşalırdı.

Uzak yerlerdeki ahbaplara ve akrabaya bayram şekeri götürmek âdet idi. Herkes haline göre buna riayet ederdi. İpekli işlemeli çevreler, mendiller, çil çil kuruşlar süslü çıkıncıklarla el öpmeye gelen çoluk çocuğa verilirdi.

Bayram Yerleri:

İstanbul'un üç köşesinde yani İstanbul, Üsküdar, Galata, Kadıköy, Beyoğlu, Kasımpaşa, Beşiktaş semtlerinde birçok bayram yeri vardı. İstanbul'da Fatih, Yenibahçe, Edirnekapı, Sultanselim, Aksaray, Yedikule, Kadırga, Cinci meydanları. Üsküdar'da Doğancılar, Bülbülderesi, Nuhkuyusu, Duvardibi, Haydarpaşa, Kuşdili. Beyoğlu'nda Tophane Sakabaşı, Çukurcuma, Sormagir, Karabaş mahallerinde; Kasımpaşa'da Kulaksız, Baruthane çayırında, Tabakhane meydanında, Çürüklük'te, Beşiktaş'ta Ihlamur ve Maçka'da.

Bayram meydanlarının en meşhuru İstanbul'da Fatih, Vefa, Cinci Meydanı ve Kadırga, Üsküdar'da Doğancılar, Haydarpaşa, Beşiktaş'ta Ihlamur Köşkü civarı, Beyoğlu'nda da Firuzağa, Karabaş meydanları, Kasımpaşa'da Tabakhane meydanlarıydı.



Fıkıh KöşesiZekata bağlı olan ve olmayan mallar

Bir kimsenin yüz bin lira fazla parası olduğu halde, geçmiş yıllardan üzerinde kalmış zekâttan yüz bin lira borcu bulunsa, kendisine bu yüz bin lira için zekât gerekmez; çünkü bunun karşılığı kadar borç vardır. Fakat zekâttan kırk bin lira borcu olursa, geri kalan altmış bin liranın zekâtını vermek gerekir.

Zekât, Allah'ın hakkı olmakla beraber, verilmediği taktirde, en büyük idareci tarafından istenilip verilmesi gereken yerlere harcanabilir. Bu bakımdan da zekât, insanlar tarafından istenecek borçlardan sayılır. Adaktan, keffaretten, fıtır sadakasından ve hac farzından dolayı olan borçlar ise böyle değildir. Bunların ödenmesi insanlar tarafından istenemez. Bunun için, bu gibi borçların bulunması, eldeki mevcut malların zekâta bağlı olmasına engel olamaz.

Bizce, borçlu fakirdir. Nisab miktarı fazla malı yoksa, kendisine zekât verilmesi bile caizdir. Zekât vermek ise, zengin olana farzdır.

İnsanlar tarafından istenen bir borcun zekâta engel olması, bu borcun geçer paradan olması veya başka eşyadan bulunması itibariyle eşittir. Aynı zamanda borç müddetinin girmiş olup olmaması da eşittir, hükmü değiştirmez. Ancak bu borç, zekât vacib olmadan önce, insanın üzerine geçmiş bulunmalıdır. Yoksa bir malın zekâtını vermek vacib olduktan sonra, gelecek olan bir borç, geçmiş zekât borcunu düşürmez.

Bir borca herhangi bir şekilde düşünce, ona denk olan malın zekâtı için sene başı bu düşüş tarihinden başlar. Örnek: Bir kimsenin temel ihtiyaçlarından başka nisab miktarı bir malı bulunduğu gibi, o kadar da borcu bulunsa, kendisine zekât gerekmez. Fakat bu borç kendisine, bağışlansa, bu bağışlama tarihinden itibaren bir sene geçince, bu nisab miktarının zekâtının bir yıl geçmesine lüzum yoktur.

Geçer para (nakit), ticaret eşyası, saime denilen hayvanlardan ayrı ayrı nisablara sahip olan bir kimsenin bir miktar borcu olsa, bu borcuna temel ihtiyaçlarından (eve gibi) biri karşılık tutulamaz. Zekâta bağlı olan mallarından dilediğini karşılık tutar ve diğerlerinin zekâtını verir. Ancak bu mallardan bazısının zekâtı devlet tarafından tahsil edilmiş olursa, o zaman önce borcuna karşı paraları karşılık tutar. Geçer paralar yetişmezse, ticaret eşyası karşı tutulur. Bu da yetmezse, zekâtı azolan hayvanları karşılık tutmak gerekir. Nisab mikdarı veya daha fazla bir şey kalırsa onun zekâtı verilir.



Gönül Dostları
Mevlânâ Hâlid?i Bağdâdî


Halîl Efendi Şam'a gidip, vâlinin konağına misafir oldu. O akşam Mevlânâ Hâlid Hazretleri, hizmetçisine feneri hazırlamasını emredip, valinin konağına gideceklerini bildirdi. Konağı teşriflerinde vâli hürmetle karşılayıp; "Efendim, teşrifinizden çok memnun olduk. Bunun bu gecede olmasının bir hikmeti olsa gerek" dedi. Hâlîl Efendi de orada idi. Mevlânâ Hâlid Hazretleri bir müddet oturup sonra ayağa kalktılar ve; "Gidelim" buyurdular. Vâli ve Hacı Halîl Efendi de saygıyla kalktı. Mevlânâ Halid Hazretleri gitmekten vazgeçip durdu. Az sonra tekrar kalktılar. Bu hâl üç defa tekrar etti. Mevlânâ Hâlid Hazretleri son defa kalktıklarında, Hacı Halîl Efendiye dönerek; "Hacı Halîl Efendi! Bizim sizde bir emanetimiz vardır" buyurdu. "Hacı Halil Efendi de; "Efendim böyle bir emanet yoktur" dedi. Mevlânâ Hâlid Hazretleri tekrar; "Elbet olacak. Cebinizde ve eşyanıza baksanız" buyurdu. Halîl Efendinin hatırına mektup gelmeyince; "Halîl Efendi! Üsküdar kabristanlığından geçerken şöyle şöyle bir zat size bir mektup vermişti" buyurdu. Hacı Halîl Efendi hatırladı ve derhal mektubu çıkarıp verdi. O zaman Mevlânâ Hâlid Hazretleri buyurdu ki: "Hacı Halîl Efendi bizimdir (bizim misafirimizdir)." Vali de; "Biz köleniz de Efendimindir" dedi. Mevlânâ Hâlid?i Bağdâdî Hazretleri; "O başka" buyurdular ve birkaç defa; "Hacı Halîl Efendi bizimdir" buyurunca, Hacı Halîl Efendi: "İnşallahü teâlâ hacdan sonra efendimizin ayaklarının toprağına yüz sürerim (ziyaret edip misafir olurum)" dedi. O zaman Mevlânâ Hâlid?i Bağdâdî Hazretleri; "Hacdan sonra gelirseniz bizi bulamazsınız" buyurdu. Hacı Halîl Efendi de; "İnşallah buluruz" dedi. Mevlânâ Hâlid Hazretleri; "Nasib!" buyurdu. Daha sonra mektubu açıp okudu ve; "Bize hüsn?i zan etmişler. Zannettikleri gibi olsun" buyurdu.



Ramazan Sofrası

KAYISILI MUHALLEBİ

Malzeme :

1 litre süt, 200 gr. şeker, 100 gr. mısır nişasta,

100 gr. pirinç unu, 1 ad. yumurta,

Pelte: 1 kg. kayısı, 300 gr. şeker, 300 gr. mısır nişasta.

Tarif:Kayısılar ayıklanıp, çekirdekleri çıkarılır. Suyla kaynatılıp, ezilerek süzgeçten geçirilir. Süzdürülen kayısılara şeker ilave edilip, kaynatılır, içine nişasta ilave edilip karıştırılır. Diğer taraftan süt ile şeker kaynatılır, ayrı bir kapta nişasta, pirinç unu, yumurta karıştırılarak kaynar süte ilave edilir. Süt koyu bir hal alınca kase veya bardaklara yarım olarak pay edilir. Üzerine kayısı peltesi ilave edilerek soğuk olarak servis yapılır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100