01 Mart 2015 Pazar 00:21
1370 Okunma
‘Evime ateş mi getirmek istiyorsun!’

Zazan şöyle naklediyor:
Hz. Ali (a.s)’ın hilafeti döneminde Beytu’l–Mal’a ait birçok mal Kûfe’ye geliyordu. Hz. Ali (a.s)’ın hizmetçisi Kanber, Beytu’l–Mal’dan birkaç altın ve gümüş kap alıp İmam (a.s)’ın huzuruna getirdi ve şöyle dedi: “Bütün ganimetleri taksim ettin ama onlardan kendin için hiçbir şey götürmedin! Bundan dolayı ben bu kapları senin için ayırdım.”
İmam Ali (a.s) bu sözü ondan duyunca kılıcını çekip şöyle buyurdu: “Vay haline! Evime ateş mi getirmek istiyorsun!”
Daha sonra İmam (a.s) o kapları parça–parça etti ve şehrin yöneticilerini çağırtıp halkın arasında adaletle bölmeleri için o parçalanmış kapları onlara verdi. (Biharu’l–Envar, c.41, s.135).
Bir gün Hz. Ali (a.s), su kırbasını omzuna alıp giden bir kadını gördü. Ona acıdığından yanına vardı, su kırbasını alıp onun evine götürdü. Sonra durumunun nasıl olduğunu sordu. Kadın şöyle dedi: “Ali bin Ebi Tâlib, eşimi memuriyete gönderdi, o da o memuriyette öldürüldü, şimdi birkaç yetim çocuk bana kalmıştır, onları geçindirmeye de gücüm yoktur. İhtiyaçtan dolayı halka hizmet etmek mecburiyetindeyim.”
Hz. Ali (a.s) bu sözleri dinledikten sonra evine döndü ve o geceyi sabaha kadar rahatsız bir şekilde geçirdi. Sabahleyin, içi yiyecekle dolu olan bir sepet götürüp o kadının evine doğru hareket etti. Yolun yarısında bazıları Hz. Ali (a.s)’a, “Sepeti verin biz götürelim” diyorlardı. Ama Hz. Ali (a.s) onlara cevaben, “Kıyamet günü benim amellerimi kim omuzlayacaktır?” diye buyuruyordu.
Nihayet o kadının evine yetişti, kapıyı çaldı.
Kadın, “Kim o?” diye seslendi.
Hz. Ali, “Dün sana yardım edip su kırbasını evinize getiren kimseyim, çocuklarına yiyecek getirmişim, kapıyı aç!” dedi.
Kadın kapıyı açıp şöyle dedi: “Allah senden razı olsun, benimle Ali bin Ebu Tâlib arasında Allah hükmetsin.”
Hz. Ali (a.s) içeri girip kadına şöyle dedi: “Ekmek mi yapıyorsun yoksa çocuklara mı bakıyorsun?”
Kadın, “Ben ekmeği daha güzel yaparım, sen çocuklara bak!” dedi.
Kadın unu hamur yaptı, Hz. Ali (a.s) da kendisiyle birlikte getirdiği eti kebap yapıp hurmayla çocukların ağzına bırakıyordu. Sevgi ve şefkatle babasıymışçasına lokmayı çocukların ağzına bırakırken her defasında, “Evlatlarım! Eğer Ali sizin hakkınızda kusur etmişse onu helal edin” buyuruyordu.
Hamur hazır olunca Hz. Ali (a.s) tandırı yakıp yüzünü onun ateşine yaklaştırarak şöyle diyordu: “Ey Ali! Ateşin tadını (yakıcılığını) tat! İşte bu, öksüz çocuk ve dul kadınların durumundan habersiz olan kimsenin cezasıdır.”
Komşunun hanımı tesadüfen Hz. Ali’yi görüp tanıdı, işte bundan dolayı aceleyle ev sahibi kadının yanına gidip şöyle dedi: “Yazıklar olsun sana! Bu şahıs, Müslümanların önderi ve bu ülkenin yöneticisi Ali bin Ebu Tâlib’dir.”
Kadıncağız dediği sözlerden utanç duyduğu halde aceleyle Hazreti Ali’nin yanına gelip, “Ey Emire’l–Mü’minin! Senden utanç duyuyorum, beni affet” dedi.
Hz. Ali (a.s) da cevaben, “Senin ve çocuklarının hakkında kusur yaptığımdan dolayı ben senden utanç duyuyorum!” buyurdular. (Biharu’l–Envar, c.41, s.52).
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121