30 Nisan 2005 Cumartesi 00:00
1550 Okunma
Fedakarlıkta zirve nokta
Çok enterasandır, amcasının oğlu Haris'e tam suyu vermeye teşebbüs ettiği an, su su diye bir ses duyar. Haris de bu sesi duymuştur. Biraz sonra bu sesin, İkrime'nin sesi olduğu anlaşılır. Haris işaretle, su isteyen İkrime kardeşime götür onu der. Hakikaten ciddi bir şekilde suya ihtiyacı olduğu halde kendisi almaz. Hz. Huzeyfe İkrime'ye gidip suyu vermek üzereyken, İyaş'ın sesini duyar. İkrime de İyaş'ın sesini duyar. O da su istemektedir. İkrime, işaretle bana değil, İyaş'a git der. Bu istek üzerine İyaş'ın yanına giden Hz. Huzeyfe bir de bakar ki, İyaş şahadet şerbetini içmiş, Allah'ına kavuşmuştur. Bunun üzerine İkrime'ye döner. Ama İkrime de şahadet şerbetini içmiş, o da Rabbine kavuşmuştur. En sonunda Haris'e gelir. Bakar ki Haris de Cenab?ı Hakk'a vuslat etmiştir. Acil yardım diye bir olay vardır. Acil hastalar geldiği zaman hemen müdahele edilir. Ona gerekli olan ilaç temin edildikten sonra onun yanındakine kimse müdahele etmez. Bir başka acil hastası geldiği zaman ona yenisi aranılır. Birincisinin yanındaki ihtiyaçtan daha fazla gibi kabul edersek, haddizatında birinin diğerine bir şey ikram etmesi söz konusu olamaz. Hasta yoğun bakımda, az bir ihmal, onu kaybetmek demek. Siz ancak yetişebildiğinizi kurtaracaksınız, değil mi? Bu ne fedakarlık, bu ne muazzam bir hal ki; "Hayır diyor, benim kurtulmama gerek yok, kardeşin İkrime kurtulsun!" İkrime'ye gidiyorsun; "Hayır, benim de kurtulmama gerek yok, kardeşim İyaş kurtulsun! diyor. Bu anlayış, bu yaşayış, işte Allah'ın Sevgilisinin Mekke'den atılan o kardeşlik tohumlarıyla vücut bulmuştur. Zaten Allah'ın Sevgilisi bu kardeşlik anlayışını iki temel, iki ana gaye üzerine bina etmişti. Bu kardeşlikten, bir, maddi neticeler elde edilsin; iki, manevi neticeler elde edilsin. Yani bu kardeşlik hem maddi olsun, hem de manevi olsun. Hz. Peygamberimizin hakikaten psikolojik yönden de emsali olmayan büyük bir dahiyane hareket yaptığını bu kardeşlik olayında görüyoruz. Mekke'den Medine'ye varıldığı zaman her insanı kendi akranı ile kardeş yapıyor. Bu, hani nikahta küfüv/denklik aranır ya, işte odur. Yani Peygamber Efendimiz, huy ve tabiatları, mizaçları aynı olan insanları kardeş yapıyor. Mesela bakınız Hz. Ömer ile Hz. Ebubekir Sıddık Efendimiz kardeş olarak ilan edilmiş iki sahabedir. Onların mizaçları, Cenab?ı Hakk'ın rızasına varma istidatları hemen hemen paralel bir tarzdadır. Öyle ki her ikisi de takva yönünden adeta başa koşan insanlar. ~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100