Bu haber kez okundu.

Fedek’in kimin hakkı olduğu biliniyordu
Abbâsî halifeleri de, Emevîler gibi, Fedek’in aslında Hz. Fâtıma’nın ve diğer Ehl-i Beyt soyunun malı olduğunu biliyorlardı. Onların İmamlara bu konuda sorular sormaları da Ehl-i Beyt soyunun hakkını yediklerinin farkında oldukları içindi.
Ali b. Esbat şöyle rivâyet etmiştir:
“Ebû’l-Hasan Mûsâ (aleyhisselâm) Halife el-Mehdî’nin yanına vardığında, onun, insanlardan haksız yere alınan malları sahiplerine geri vermek sûretiyle yargılama yapmakla meşgul olduğunu gördü. Ona dedi ki: ‘Ey mü’minlerin emiri! Bizden haksız yere alınan mülkümüz neden geri verilmiyor?’
‘Neresidir bu mülk, ey Ebû’l-Hasan (Mûsâ b. Ca’fer aleyhisselâm)’ dedi.
Dedi ki: “Allah Tebareke ve Teâlâ, Fedek ve mücavir alanlarının Peygamberimiz tarafından, üzerine atlı ve develi süvarilerin saldırısı olmaksızın fethedilmesini sağlayınca, Peygamberine şöyle vahyetti: ‘Akrabaya hakkını ver.’ (İsrâ, 26). Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi) bununla kimlerin kastedildiğini bilmiyordu. Bu hususta Cebrâil’e başvurdu, Cebrâil de Rabb’ine başvurdu. Bunun üzerine Allah ona şöyle vahyetti: ‘Fedek’i Fâtıma’ya ver.’
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi) Fâtıma’yı çağırdı ve ona dedi ki: ‘Ey Fâtıma! Allah Bana, Fedek’i sana vermemi emretti.’
Fâtıma dedi ki: ‘Allah’ın ve Senin bu bağışını kabul ettim.’
Orası, Resûlullah hayatta olduğu sürece, Fâtıma’nın vekilleri tarafından idare ediliyordu. Ebû Bekir yönetime gelince, Fâtıma’nın vekillerini oradan çıkardı. Bunun üzerine Fâtıma, Ebû Bekir’in yanına geldi ve Fedek’in tekrar kendisine verilmesini istedi.
Ebû Bekir ona dedi ki: ‘Bana siyah derili veya kızıl derili birini getir, (kim olursa olsun), buranın sana verildiğine şahitlik etsin.’
Fâtıma da Emîrü’l-Mü’minîn’i (Ali b. Ebû Tâlib aleyhisselâm) ve Ümmü Eymen’i getirdi, onlar da Fâtıma lehine şahitlikte bulundular.
Bunun üzerine Ebû Bekir, Fâtıma’ya ait olan Fedek’e girmekten vazgeçilmesine dair bir yazı ona verdi. Fâtıma Ebû Bekir’in yanından çıktı, bu yazı da elindeydi. Yolda Ömer’le karşılaştı.
Ömer, ‘Yanındaki bu yazı da nedir ey Muhammed’in kızı?’ dedi.
Dedi ki: ‘İbn Ebi Kuhâfe’nin benim için yazdığı bir yazıdır.’
Ömer, ‘Bana göster’ dedi.
Fâtıma göstermedi. Ömer yazıyı elinden çekip aldı ve yazılanları okudu. Sonra üzerine yağlı su döktü, sildi ve yırtıp attı.
Fâtıma’ya dedi ki: ‘Burayı senin Baban, atlı ve develi süvarilerle zapt etmemiştir. Çıkart artık şu kölelik bağlarını boyunlarımızdan.”
İmam Musa Kazım’ın bu anlattıklarını dinledikten sonra el-Mehdî (Halife), Ebû’l-Hasan’a (Mûsâ b. Ca’fer aleyhisselâm) dedi ki: 
‘Ey Ebû’l-Hasan! Bana Fedek’in sınırlarını anlat.’
Dedi ki: “Bir sınırı Uhud Dağı’dır. Bir sınırı Mısır sırtlarıdır. Bir sınırı Siyfu’l-Bahr’dir. Bir sınırı da Dûmetu’l-Cendel’dir.”
el-Mehdî dedi ki: ‘Buraların tamamı mı?’
“Evet, ey mü’minlerin emiri! Buraların tamamı. Buraların tamamını, Resûlullah atlı veya develi süvarilerle saldırmaksızın ele geçirmiştir” buyurdu.
el-Mehdî, ‘Çok geniş bir arazi. Bu hususta biraz düşüneyim’ dedi.” (Usûl-i Kâfî, c. 1, s. 980-981).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100