Bu haber kez okundu.

Gönül Dostları
İmam?ı Azam Ebu Hanife Hz.

Şa'bi hazretlerinin sözlerinin tesirinde kalan İmam?ı A'zam, çarşıyı pazarı bırakıp ilim yoluna yöneldi. Kufe'deki alimlerin ders halkalarına devam etmeye başladı. Şa'bi'nin ilim meclisine devam edip kelam ilmi (iman ve itikad ilmi) ile münazara ilmini tahsil etti. Kısa zamanda bu ilimlerde ilerleyip parmakla gösterilecek bir dereceye ulaştı.

Kelam ilmini öğrenip yüksek dereceye ulaştıktan sonra Hammad bin Ebi Süleyman'ın ders halkasına katılarak fıkıh ilmini tahsile başladı.

Fıkıh ilmine nasıl başladığını, talabesi Ebu Yusuf ve diğer talebelerinin bir sorusu üzerine şöyle anlatmıştır: "Bu, Allah?ü Teala'nın tevfik ve inayeti iledir. O'na daim hamdolsun. Ben ilim öğrenmeye başladığım zaman ilimleri göz önüne aldım. Her birini kısım kısım okudum. Neticesini ve faydalarını düşündüm. Sonra fıkıh ilmine baktım. Onda alimler ve fakihler ile bir arada bulunmak, onlar gibi ahlaklı olmak var. Aynı zamanda farzları işlemek, dinin emirlerini yerine getirmek, ~|~ibadet etmek de fıkhı bilmekle oluyor. Dünya ve ahiret onunla kaim... İbadet etmek isteyen onsuz yapamaz. Fıkıh, ilimle ameldir."

İmam?ı A'zam, fıkıh ilmini Hammad bin Ebi Süleyman'dan öğrendi. Onun derslerini takip ederken huzunda gayet edepli oturur, söylediği her şeyi ezberlerdi. Hocası talebelerini müzakere yoluyla yoklama yapınca, onun dersleri ezberlediğini görürdü ve "benim yanımda ders halkasının başına Nu'man'dan başka kimse oturmayacak" buyururdu.

İmam?ı A'zam, kelam, münazara ve diğer ilimleri öğrenip fıkıh ilmini tahsile başladıktan sonra, itikadi meselelerde insanları doğru yoldan ayıran sapık fırkalarla mücadele etti. Hatta, bu maksatla Hint, İran ve Arap yarımadasının ticaret yollarının birleştiği Basra'ya da defalarca gidip, dehri denilen inkarcılarla, Şia, Kaderiye ve diğer bozuk fırkalara mensup kimselerle uzun münazaralar yaparak Ehl?i Sünnet itikadını yaydı.

İmam?ı A'zam'ın Hammad bin Ebi Süleyman'dan ilim tahsil ettiği sıralardaydı. O zamanki Bizans'ın hakim olduğu Anadolu tarafından bir dehri yani dünyanın kadim olduğunu ve bu dünyanın bir yaratıcısı olmadığını iddia eden bir kimse, İslam diyarına geldi. Anlattığı bir çok akli delillerle dünyanın bir yaratıcısı olmadığını söyleyip Allah?ü Teala'nın varlığını inkar etti. İslamiyeti tam olarak bilmeyen bazı müslümanlar onun hilelerine aldanıp İslamiyetten ayrılmaya başladı. Dehri, İslam alimleriyle münazara etmek istediğini bildirerek meydan okudu. İmam?ı A'zam hazretlerinin hocası, dehri ile münazara edip onun bozuk fikirlerini çürütmek için karar verdi. Ancak eğer yenilirse İslam dinine büyük bir zarar hasıl olup fesadı bütün dünyayı yayılacak diye de endişe ediyordu. Hammâd bin Ebi Süleyman bu düşüncelerle yatağına uzanıp uyuduğu zaman rüyasında bir hınzırın (domuzun) gelip, bir ağacın bütün dallarını yediğini ve o ağacın yalnız gövdesinin kaldığını, o anda ağacın içinden bir arslan yavrusunun çıkıp o hınzırı parça parça ettiğini gördü.

Sabah olunca genç talebesi Nûman bin Sâbit, hocası Hammâd'ın (rahmetullahi aleyh) huzûruna girdi. Hammâd bin Ebi Süleyman Müslümanları imandan uzaklaştırmaya çalışan dehriden ve gördüğü rüyadan bahsetti. Nûmân bin Sâbit hocasının gerek dehri sebebiyle, gerekse gördüğü rüyâ sebebiyle üzüntülü ve endişeli olduğunu gördü. Hocasına üzüntüsünün sebebini sordu. Hocası her şeyi anlattı. Genç yaşta olan Ebû Hanife hocasına; "Elhamdülillahi teala. Rüyada gördüğünüz domuz, o pis ruhlu dehridir. Ağaç da ilim ağacıdır. Dalları o dehrinin hile ve tuzaklarına kapılan Müslümanlardır. Ağacın gövdesi sizsiniz. O arslan yavrusu benim. Allah?ü Teala'nın yardımı ile ben onu yenerim" dedi.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100