Bu haber kez okundu.

Gönül Dostları
Muhammed Hâşim?i Keşmî

Akşam olunca şehrin kenarında, virâne bir mescidde, o pahasız hazinenin hayâliyle başıma gam örtüsünü bürüdüm. İçim yanıyor, kalbim parçalanıyordu. İçimden soğuk âhlar çekiyor, gözümden yakıcı gözyaşları döküyordum.

Soğuk âh ateş?i gamla, gözümüz yaşlı her zaman

Aşk habercisinden bir başka acizlik var her zaman

Damarlarım iplik oldu, yanan tenim iflâh olmaz

Senin aşkından kalbimiz parçalanıyor her zaman

Her kılın dibi mâtemden halka oldu, ey Hâşim

Her halkada nice dille ben ağlarım her zaman.

Bu yanma ve gözyaşları arasında, Hazret?i İmâm göründü. "Sabretmek lâzım" buyurdular. Binlerce kırıklık, perişanlık ve şaşkınlıkla; "Ey iki dünya seâdetimin sebebi, ateşe kim dayanabilir?" diye arz ettim. "İbrahim aleyhisselâma benzeme halini yerine getirmek lâzımdır. O ateşe atılırken sabretmişti" buyurdular. Bu kendinden geçmiş sarhoş aşığın divâneliği arttı ve şu rubâîyi okudum:

Divâne gönlüm bu sözden daha çok mecnûn oldu

Açılan yaralardan, feryâdım efzû~|~n oldu.

Kırılan şişelerin içinde bir şey kalmaz

Bu kalbim kırıldıkça daha çok kanla doldu.

Tekrar sahrâlara çıkmak istedim. Mescidin kapısından ayağımı dışarı atınca yere yıkıldım. Kendimden geçtim. Bu fakirin tanıdıklarından biri, o gece oradan geçiyordu. Beni tanıyıp evine götürdü. Bizim evdekilere, beni gam ve mâtemle dolu olan evimize götürmeleri için haber verdi. Orada kalmama râzı olmadıklarını anlayınca, ister istemez, güçsüz kuvvetsiz, zorla kendi virânhâneme geldim. Gelirken dilimde şu hasret şiiri vardı:

Yol başlarında göz yaşı dökerek oturayım

Gelen geçen yolculardan, senden haber sorayım

Bâzan toz gibi kalkıp, bâzan yere ineyim

Bundan iyi seferi olamaz güçsüzlerin,

Ciğerim, seve seve, yanıyor söyleyeyim

Gözümü kâse yapıp, altın gümüş ister gibi

Kapındaki fakirlerden gözyaşı dileneyim

Evim inilti yatağı, ben de olayım ney gibi

Belki böylece Yusuf'tan bir haber edinirim

Sahrâda yanan bir susuz, deryâya inmiş gibi

Ondan haber verecek birini bekleyeyim

Bu kâfile erbâbı, bey ve şirâ hayrânı

Gönlü düğüm yapıp Hâşim, hayâlle avunayım.

Ömrünü insanlara Allah?u Teala'nın emir ve yasaklarını bildirmekle geçiren Hâşim?i Keşmi Hazretleri, 1645 (H.1054) senesinde Burhapûr'da vefat etti. Kalabalık bir cemâatle kılanan cenâze namazından sonra bu şehirde defnedildi.

En mühim eseri Berekât?ı Ahmediyye'dir. Bu kitabın bir ismi de Zübdet?ül Makâmat'tır. Bu eserini İmâm?ı Rabbânî Hazretlerinin vefatından bir sene önce yazmaya başlayıp, 1627 (H.1037) senesinde tamamlamıştır. Kitap, belâgat ve fesâhat bakımından çok yüksek olduğu gibi, ihlâs ve muhabbetle yazıldığından, çok feyzli ve bereketlidir. Evliyânın büyüklerinden Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri; "Berekât kitabını okumak, îmanın vicdânileşmesine sebep olur. Benim vardı. Seferde kayboldu. Bulursanız kabrimin başında okuyun" buyurmuştur.

Kitap iki maksad üzeredir. Birinci maksad; İmâm?ı Rabbânî Hazretlerinin mürşidi Hâce Muhammed Bâkî'yi, ikinci maksad; her cephesiyle, İmâm?ı Rabbâni Hazretlerini, yüksek oğullarını ve değerli halifelerini beyân eder.

Ayrıca İmâm?ı Rabbânî Hazretlerinin talebelerine yazdığı mektuplarından meydana gelen Mektûbât kitabının üçüncü cildini 1623 (H.1033) yıılnda toplamaya başladı. Eseri (1630 (H.1040) senesinde tamamladı.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100