Bu haber kez okundu.

Gönül Dostları
Muhammed Emin Erbîlî

Büyük bir akrebin başı Ezher Medresesinin kıble tarafında, kuyruğu ise Ezher Medresesinin Müzeyyineyn kapısının dışındaydı. İnsanlar korku ve dehşet içinde kıvranıyorlardı. Muhammed Emin Erbilî Hazretleri elindeki asâ ile o akrebe vuruyordu. Nihâyet o akrebin öldüğü veya üzere olduğu kanâatine varıldı. Muhammed Emin Erbilî Hazretleri, insanlara; "Onun üzerine ayaklarınızla basınız ve ondan korkmayınız" buyurdu. Muhammed Emin Erbilî Hazretleri hâl olarak bir anda kendini Mekke?i Mükerremede buldu. Mısır'da öldürülen akreb büyüklüğünde bir yılan gördü. O yılanı da asâsıyla vurarak öldürdü. Sonra kendisine geldiğinde, Resûlullah Efendimizin huzûrunda olduğunu anladı. Bu hâlini talebelerinden birine anlatınca, talebesi; "Bu hâli nasıl yorumluyorsun?" diye sordu. Muhammed Emin Erbilî Hazretleri; "O iki kimsenin hâlidir. Her ikisi de yakında helâk olacaklardır" buyurdu. Kısa bir zaman sonra zâlim vâlinin ve bid'at sâhibi olan âlimin öldüğü haberi duyuldu.

Muhamm~|~ed Emin Erbilî Hazretleri 1906 (H. 1324) senesinde Mısır'a döndü. İnsanlara İslâmiyet'in emir ve yasaklarını anlatmak için çeşitli beldelere gitti. Pekçok sıkıntılara katlandı. Câhil ve sapık kimseler ona karşı çıktılar. Fakat onun hizmetlerine mâni olamadılar. Yaşlı olmasına rağmen güçlüklere sabretti. Gece gündüz demeden irşâd faâliyetlerini sürdürdü.

Fakir zengin herkesi ziyârete giden Muhammed Emin Erbilî Hazretleri, yemek husûsunda ısrar edenlere; "Tasavvuf yolcusunun yemeği ilim öğrenmek, Allah-ü Teâlânın ismini zikre devâm etmektir. O kimsenin düşüncesinin yemek, içmek olması ona yakışmaz" buyurdu.

Gittiği yerlerde anlattıklarından istifâde edip hayırlı işlere yönelenler olmadığı zaman, oradan süratle uzaklaşırdı. "Burada kalmak ömrü boşa geçirmek, zâyi etmektir" buyurdu. Bir yerde kalırsa, ya vâz nasîhat eder, ya zikir yaptırır veya eser yazmakla meşgûl olurdu.

Talebeleriyle birlikte Hatm?i Hâcegân virdine devâm ederdi. Her hafta Cumâ gecesi Hatm?i Hâcegân okuturdu. Hatimden sonra talebelerine kıbleye dönmelerini, bir veya ikişer kere Yâsîn?i şerîf sûresini okumalarını emrederdi. Bâzan da birer defâ Fâtiha okuturdu.

İnsanları ve talebelerini boş söz konuşmaktan sakındırırdı. "Boş söz konuşan ve boş şeylerle meşgûl olan kimsenin tasavvuf yoluna girmesi lâyık değildir. Hele bu yola girmişse, boş şeylerle meşgûl olması hiç lâyık değildir. Çok konuşmak kalbi öldürür ve zikrin kalbe yerleşmesine mâni olur" buyurdu.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100