25 Mayıs 2013 Cumartesi 18:26
2741 Okunma
\'Günah, insanın eşyaya bağlanmasıdır\'
Necmeddin-i Kübra Hazretleri buyurdu ki: “Tevbe, kulun kendi iradesiyle Allah’a dönmesidir. Tıpkı ‘Sen Rabbinden, Rabbin de senden razı olduğu halde O’na dön’ emrinde ölünün kendi iradesi olmadan Allah’a dönmesi gibi. Yani asıl tevbe iradi ve istekli olarak Allah’a yönelmektir. Ölüm, iradesiz ve zorla olan bir dönüştür. Nitekim bu, yukarıdaki ayetten açıkça anlaşılmaktadır. Yani ‘Rabbine dön!’ emri ölümdür ki, bu da nefsin en çok korktuğu şeydir. Hz. İbrahim’in (a.s.), ‘Ya Rab hiçbir dost başka bir dostun canını alır mı?’ dediği ve Hz. Peygamberin ölümüne yakın zamanda kendi kendine, ‘Ey nefis, sana ne oluyor da öyle sığınaklara kaçıyorsun?’ dediği rivayet edilir. Yani ey nefis, ölüm tamamen yaklaşmışken sana ne oluyor da bazı yerlere sığınıp kendine çare arıyorsun. Aslında bunlar ümmetini uyarmak ve ölüme karşı hazırlıklı olmasını tembih içindir. Yoksa ölümden korktuğu için değildir. Nitekim bir hadislerinde, ‘Ölüm mü’mine bir hediyedir’ buyurmuşlardır.
Kur’an’ın ifadesinde ‘radiyeten merdiyyeh’ kelimeleri ile tasavvuftaki nefs-i radiye ve nefs-i mardiyyeye işaret buyurulmaktadır. Burada nefs eğer mutmainne makamında ise ölüme kerahet görmeyecek. Kerahet (kötü görmek) tabiatında olduğundan dolayı rıza ve teslimiyeti yok etmez. Bununla birlikte tevbenin istek ve iradeyle olması gerekmektedir. Çünkü zorla yapılan tevbe tevbe-i ye’se benzer ki, bu da makbul değildir. Salik’in Hakk’a rücu etmeyi istemesi gerekir. Yoksa zorla tutulan orucun ve kılınan namazın faydası olmaz. Bunun içindir ki, peygamberler hiçbir zaman zora başvurmadan genellikle bazı mucizelerle ümmetlerini ikna etmişlerdir.
Tevbe, günahtan dönüştür. Dünya metaından Allah’ın kullarına verdiği nimetlere yönelmektir Yani yukarıdaki rücu kavramı mutlak anlamda kullanılmıştır. Ondan maksat günahtan dönüştür, günah ise kulu Allah’tan uzaklaştırır ve araya perdeler koyar. Ahiretteki derece ve mertebelerden sadece biridir. Gerçi cennetteki dereceler kulun amel ve takvasına göre taksim edilecektir. Fakat kul sadece amel-i salih işleyip, ona güvenmeyip Allah’ın rahmetine güvenmelidir. Dünyadaki mertebeler de bu şekildedir. Eğer insan sahip olduğu mertebeye aşırı bağlı değilse bu onun için bir engel ve perde teşkil etmez. 
Kısacası tasavvufta günah; kalbin, nefsin meylettiği her şeydir. Nitekim yüce Kur’an’da ‘Rabbim, beni ve neslimi puta tapmaktan koru’ (İbrahim, 35) buyurulmuştur. İmam Gazali burada geçen ‘putlar’ kelimesini dünyalık para olarak tefsir etmiştir. Açıkça anlaşılmaktadır ki, insanın çok aşırı derecede bağlandığı her şey put yerine konulmuştur. Günah, insanın eşyaya bağlanmasıdır, eşyanın kendisi değildir. Bu konuda eğer masiva olmasaydı kimsenin olgunlaşması gözlenemezdi. Çünkü olmayan şeyden kaçınmak, o ihtiyaçtan feragat etmek diye bir şey olamaz. Aksine bir şeyin ihtiyacına karşı koymak için önce o şeyin olması gerekir. Allah’a ulaşmak isteyen kişi O’ndan başka bütün isteklerinden vazgeçmelidir. Hatta kendi vücudundan (var olmasından) bile. Bununla ilgili bir söz vardır: ‘Senin var olman (varlığını sezmen ve kabul etmen) günah olarak yeterlidir. Ona başka bir günah eklemen ve kıyas etmen gereksizdir.’”
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121