Bu haber kez okundu.

Hak sahibi Ehl–i Beyt’tir

Biata zorlanan İmam Ali (a.s.), yakınlığı gerekçe gösteren Sakife ehline asıl yakınlığa kendisinin sahip olduğunu vurgulayarak, onların iktidarı ele geçirmek için kullandıkları siyasal gerekçenin gerçek mahiyetini ortaya koymuş oluyordu. Bundan sonra ya teslim olacaklardı, ya da zihinlerinde olan ve nefislerinde dolaşan gizli düşünceye dayanarak reddedeceklerdi. İmam Ali’nin (a.s) kesin kanıtı karşısında söyleyecek şey bulamayan Hattab’ın oğlu öfkelendi. Sertlik yolunu tutarak şöyle dedi: “Biat etmedikçe seni bırakmayız.” İmam onu iterek şöyle dedi: “Bu gün yarısı senin olan sütü sağ. Bu gün onun adına sık sıkıya koru. Nasılsa yarın sana dönecek. Allah’a yemin ederim ki ey Ömer! Senin sözünü kabul etmiyorum ve ona biat etmiyorum.” (Ensab’ul–Eşraf, 1/587; Şerh–u Nehc’il–Belâğa, 2/2–5).
Burada İmam (a.s), Hz. Ömer’in ısrarla kendisinden biat almaya çalışmasının gerisindeki sırrı açıklıyor. O, Ebu Bekir’den sonra hilâfetin ve iktidarın kendisinin eline geçmesi için mücadele veriyordu.
Ebu Bekir olayların istenmeyen bir mecraya doğru gelişmesinden korktu. İmam’ın öfkelenmesinin neticelerinden endişelendi ve şöyle dedi: “Eğer biat etmezsen, seni zorlayacak değilim.” Ardından Ebu Ubeyde b. Cerrah İmam’ı (a.s) sakinleştirmek ve sevgisini kazanmak maksadıyla konuştu ve şunları söyledi: “Ey amcamın oğlu! Sen henüz gençsin. Bunlar senin kavminin yaşlılarıdır. Senin onlar kadar deneyimin ve olaylar hakkında bilgin yoktur. Benim kanaatime göre Ebu Bekir bu işle ilgili olarak senden daha güçlüdür. Zorluklara daha fazla katlanabilir, zorlukların üstesinden daha iyi gelebilir. Bu işi Ebu Bekir’e teslim et. Eğer sen çok yaşarsan ve ömrün yeterse, faziletinden, dininden, ilminden, anlayışından, dinde önceliğinden, soyundan ve evlendiğin hanım bakımından bu işe lâyıksın ve bu senin hakkındır.” (Şerh–u Nehc’il–Belâğa, 2/2–5 ve 1/134).
Bu siyasî açıklamaların amacı, zihinleri bulandırmak ve tepkileri ertelemekti. Bu taktiğin İmam Ali’nin (a.s) bilinci üzerinde yatıştırıcı bir etki bırakması mümkün değildi. Tam tersine ruhunda derin bir ıstırap bıraktı; meydana gelebilecek sapmalardan dolayı endişelenmesine neden oldu. Bu nedenle karşısındakileri uyarmak ve işledikleri hataya dikkatlerini çekmek maksadıyla şunları söyledi: “Allah... Allah... Ey muhacirler topluluğu! Hz. Muhammed’in (s.a.a) Araplar üzerindeki hakimiyetini O’nun evinden, yuvasından çıkarıp kendi evlerinize ve yuvalarınıza götürmeyin. O’nun ailesini, O’nun insanlar arasındaki makamından ve hakkından uzaklaştırmayın. Allah’a yemin ederim ki, ey Muhacirler! Bütün insanlar içinde O’na en yakın ve en lâyık olanlar biziz. Çünkü biz Ehl–i Beyt’iz, bu işte biz sizden daha çok hak sahibiyiz. Allah’ın Kitabını okuyan, Allah’ın dininde derin kavrayış sahibi olan, Resûlullah’ın (s.a.a) sünnetini bilen, tâbilerin işlerinden haberdar olan, gelebilecek kötülükleri onlardan uzaklaştıran, nimetleri onlar arasında eşit bir şekilde paylaştıran biri varsa, Allah’a yemin ederim ki, o da bizim içimizdedir. Şu hâlde heva ve heveslerin peşine düşmeyin. Aksi takdirde, Allah’ın yolundan saparsanız. Bu da Hak’tan daha fazla uzaklaşmasına neden olur.” (el–İmame ve’s–Siyase, s.28).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100