Bu haber kez okundu.

Hakk'ı tanıyacaksan Ali kapısndan geçeceksin
Senin "Müslüman'ım" demen işe yaramıyor. Sen, işe yarayan yönünle, eğer Rabbinle irtibatını koparmamışsan, O'nunla dostluğun tam ise, zikir yoluyla; ~|~

"alo" dediği zaman O'na ulaşabiliyorsan ne mutlu sana... "Her varlık Allah'ı zikrediyor" dedik ya; işte o zikirle Rabbinin karşı cevabını alabiliyorsan işe yarayan yönün budur.
Hani Cenab?ı Hak, "Beni zikret ki Ben de seni zikredeyim" buyuruyordu ya. Biz, "Allah" dediğimiz zaman, "Lailaheillallah" dediğimiz zaman, Allah'ı "hamd?ü senâ" edip, sevdiklerini övdüğümüz zaman, eğer bunun mukabili olan cevabı alıyorsak, işte o zaman biz huzur içerisindeyiz. Bugün, Rabbimizle aramızdaki münasebeti tam geliştirmediğimiz için, aslında kalbimiz boştur, tatmin olmamıştır ve onu, o kalbi ne ile dolduracağımızı bilmediğimiz için de çeşitli yollara saparak, türlü türlü eylemlere kalkışarak, kendimizi tatmin etmenin seferberliğini maalesef psikolojik olarak yaşıyoruz.
Eğer Hakk'ı tanımak istiyorsan Ali kapısından geçeceksin. Tarih içerisinde siyasi değerlendirmeler meseleyi değişik anlayışlara çekse de Hz. Ali farklıdır. Hz. Hasan farklıdır. Hz. Hüseyin farklıdır. Hz. Fatıma farklıdır. Bunlar Ehl?i Beyt'tir.
Allah Sevgilisinin Allah'a yürüyüşünü canlı olarak, müşahhas haliyle seyretmiş, yaşamış büyük örnekler, büyük kemal sahibi insanlardır Onlar. Hz. Fatıma çok farklı bir alemdir. Hz. Ali çok farklı bir alemdir. Allah şefaatlerinden mahrum eylemesin!
Söz Ehl?i Beyt'e muhabbetten açılmışken, bu arayışta sevgi ve muhabbetin yerini de ifade edelim. Bu arayışta sevgi ve muhabbet nasıl cereyan ediyor? O tecelli kulun kalbine olur. İşte orada Allah kendi zatını sevmeye başlar. Nerede? Kulun kalbinde. Esasen aşk tekliktir. Yani ikinin bire rücu etmesidir. İkinin bir olmasıdır. İnsanın kendini unutup O'nda olmasıdır.
Allah, kulunun kalbine tecelli ettiği zaman, o tecelli ile kulun kendini unutmasıdır. Bu nereye benzer? Misal olarak çok verirler. Yanan bir sobayı düşünün. Simsiyah kömürü içine atıyorsunuz. On dakika sonra bu simsiyah kömür ateşin rengine bürünüyor. Ortada kömür kalmıyor, her şey nâr/ateş oluyor.
Nurani tecelliler kulun kalbinde zuhur ettiği zaman, işte o teklikte nefis dediğimiz, "ene/ben" dediğimiz şey, o kömür gibi erimeye başlıyor.O'nun varlığına bürünüyor. "Allah'ın ahlakı ile ahlaklanınız" budur.

İman ve İnsan, Prof. Dr. Haydar Baş

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100