10 Mart 2011 Perşembe 00:00
696 Okunma
Tarihçi Naima, 17. Yüzyıl Osmanlı ekonomik tablosuyla ilgili olarak şöyle demektedir: "Bu memleket ahalisi Devlet?i Aliye'ye hasım memalikin lüks emtiasını kullanmaktan sakınmalı ve böylelikle para ve malların memleket dışına akmasına mani olmalıdır. Elden geldiği kadar yerli sanayilerin ürünlerini kullanmalıdır" ~|~

Osmanlı iktisat zihniyetinin son halkasını oluşturan temel prensip ise "fiskalizm" idi. En genel tanımı ile fiskalizm; hazinenin gelirlerini en yüksek düzeye çıkarmayı, harcamalarını ise en aza indirmeyi amaçlamaktı. Fakat ana hedef olan gelirleri yükseltme konusunda çeşitli zorluk ve sınırlamalara maruz kalınıyordu. Çünkü üretim düzeyi düşüktü ve uzun vadede yükseltileceğine inanılmıyordu. Ulaştırma ise zor ve pahalı idi. Parasal ilişkilerin genişlemesinin hem ekonomik dengeyi hem de toplumsal barışı bozabileceğine inanılıyordu. Ekonomide parasal ilişkiler arttıkça, mübadele hacmi genişledikçe toplum içinde ticaret ile uğraşanlar güçlenecek büyüyecek ve zenginleşecekti. Böyle bir zümrenin doğması sosyal/siyasal dengeyi sarsabilirdi. (Mehmet Genç, a.g.e.,  s. 50?51).

Coğrafi keşifler, Osmanlı ekonomisini nasıl etkiledi?
Osmanlıda devlet, çeşitli tarım ürünlerini ve hammaddelerini bir çeşit stratejik madde olarak görerek hem ülke dışına satılmalarını, hem de bir bölgeden ötekine nakledilmelerini yasaklamıştır. 1550 yıllarına kadar ekonomi kendi ihtiyaçlarını karşılayacak durumdadır ve ithalat yok denecek kadar azdır. Yanı sıra ihracat da sıkı bir denetime tâbi idi ve ancak ülke ekonomisine zarar vermeyecek maddeler ihraç konusu olabilmekteydi. (A. Mesut Küçükalay, a.g.e, s. 123). Osmanlı coğrafyası Uzakdoğu Asya ile Avrupa arasındaki transit ticaretin güzergâhı konumundaydı. Devlet bu ticaretten aracı olarak gelir sağlıyordu. Fakat coğrafi keşiflerle Batılılar Ümit Burnu üzerinden okyanusları yol edinince Osmanlının transit ticaretten elde edilen kazancı tehdit edilmeye başlandı. Osmanlı bu tehdide karşı doğu Akdeniz ticaretinin cazibesini yitirmemesi için kapitülasyon unsurunu kullandı. 

Kapitülasyonlar ekonomik olmaktan ziyade siyasî idi
Osmanlı hükümeti vermiş olduğu imtiyazları çoğu zaman siyasi bir değer olarak kullanıyordu. Kapitülasyonların da çoğu zaman ekonomik olmaktan ziyade siyasi düşüncelerle verildiği söylenebilir. Ticari imtiyazlar tanımak suretiyle dost milletleri düşman olanlara tercih ve onlara yardım ettiklerine inandıkları da aynı ölçüde ilginçtir. Ayrıca 16. yy.'da Batılı ülkelere kapitülasyon verilmesinin ekonomi için çok yararlı olduğunu, zira böyle bir siyasetin Doğu Akdeniz pazarlarını canlı tutup, baharat ve ipek ticaretini mümkün kıldığını düşünüyordu Osmanlı. (Halil İnalcık, Tarih Risaleleri, İz yay., s. 48).
Uzakdoğu Asya ile Avrupa arasındaki transit ticaretteki bir diğer gelişme gittikçe artan dış ticaret açığıydı. 17. yy gelip de Osmanlı Devleti daha az zengin hale gelince aracılık rolü onun için daha değerli hale gelmiştir. Çünkü Avrupalı tüccarlar ona Doğu Akdeniz limanlarından alım yapabilmesi için gereken parayı getirmektedirler. Bu para daha sonra Osmanlı tüccarları tarafından Uzak Asya ürünlerinin satın alınmasında kullanılmaktadır. Yani Osmanlı imparatorluğu paranın geçiş yaptığı bir alandan ibarettir. (Robert Mantran, 16?18. Yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu, İmge Kitabevi, s. 133).

Osmanlı'da iç ve dış ticaret
Naima, mevcut durumla ilgili olarak şöyle demektedir:
"Bu memleket ahalisi Devlet?i Aliye'ye hasım memalikin lüks emtiasını kullanmaktan sakınmalı ve böylelikle para ve malların memleket dışına akmasına mani olmalıdır. Elden geldiği kadar yerli sanayilerin ürünlerini kullanmalıdır. Böyle bir siyasetin gümrük gelirlerinin azalmasıyla neticeleneceğini öne sürenler olabilir. Ancak unutmamalıyız ki; şayet ecnebi tüccar burada mallarını satmakla kazandıkları parayı Osmanlı mallarından ihtiyaç hissettiklerini satın almaya sarf ederse para memleket dahilinde kalır.
Üstelik bu muamelelere birden fazla gümrük ödenir." Devamında Naima Avrupalıların yünlü kumaş ithal edip, ihraç maksadıyla yün, tiftik, şap, mazı, potas ve başka emtia satın aldığını karşılığında gemiler dolusu altın ve gümüş ödediğini belirtmektedir. Oysa Rusların, bize pahalı kürkler satıp Devlet?i Âliye mülkünden hiçbir şey satın almadığını parayı keselerine doldurup götürdüklerini dile getirmektedir.  Aynı şey Hintliler ve Yemenliler için de geçerlidir. (Halil İnalcık; a.g.e.,  s. 48?49).

Batı'daki "fiyat devrimi" Osmanlı ekonomisini vurdu
Neticede Amerika'nın Potosi madenlerinden dünyaya yayılan altın ve gümüş aynı İspanya'da olduğu gibi Osmanlı ülkesinden de suyun elekten geçtiği gibi akıp doğuya ?Çin ve Hindistan'a? gitmektedir.
Yeni Dünyadan Batıya akan değerli madenlerin Avrupa'daki etkisi "talep enflasyonu" olarak vücut buldu. Arjantin'deki Potosi madenlerinden çıkarılan tonlarca altın ve özellikle gümüşü karşılayacak üretim ve emtiadan Avrupa yoksundu. Artan nüfusun da etkisiyle oluşan enflasyon tarihe "fiyat devrimi" olarak geçti. Batıda gelişen bu durum Osmanlı ekonomisini de tehdit ediyordu. Venediklilerin önderliğinde Avrupa tüccarları Doğu Akdeniz havzasına geliyor ve tarımsal ürünleri daha yüksek fiyat vererek Batıya aktarmak istiyorlardı.
Merkezi devlet Avrupalı tüccarların verdiği yüksek fiyatlarla rekabet edemeyince kentlerin ve loncaların sıkıntısını çektiği hububat, pamuk, deri, balmumu, barut, kurşun gibi maddelerin ihracatını yasaklamaya başladı. Ancak kaçakçılığı önleyemedi. (Şevket Pamuk, Osmanlı?Türkiye İktisadi Tarihi 1500?1914, s. 110?111)

Ekonominin tarihteki önemini iyi okumak gerek
Klasik dönemde oluşturulan provizyonizm, gelenekselcilik, fiskalizm gibi değerler kapitalizm öncesinde Osmanlı insanını mutlu etmeye yetiyor, devletini yüceltiyordu. Fakat her şeyin değerinin sağladığı "marjinal fayda" ile ölçülmeye başladığı bir dönemde bu değerlerin yerini sömürgecilik ve Makyavelizm almıştı. Aslında Osmanlı da Amerika'yı biliyordu. Ama bu kıtayı Kolomb keşfetti. Bilineni keşfetmenin farkı sömürmek için keşifti. Sonuçta Devlet?i Âliye'yi âleme nizam verecek konuma getiren prensipler süreç ilerledikçe ayak bağı oluyordu. Kapitalistleşmeden büyümek, sömürgeler olmadan hammadde ve pazar bulmak, sosyal dokuyu bozmadan zenginleşmek elbette mümkündü. Fakat öncesinde ekonominin dünya tarihinde artan önemini daha da iyi okumak gerekiyordu.
Çünkü dünya, savaşları artık ticaret gemileriyle yapıyordu.
n Mehmet Başoğlu

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100