04 Aralık 2014 Perşembe 00:09
661 Okunma
Hiç kimse O’na karşıt olamaz
Allah Teâlâ’nın varlık âleminde, bazen insanın saadete ermesiyle ve bazen de zarar görüp mutsuz olmasıyla tamamlanan genel sünnetleri, O’nun kaza ve kaderinin örneklerindendir. Kendi iradesiyle o ikisinden birini seçen ise insandır.
İmam Ca’fer bu konuyu açıklarken şöyle buyurur:
“Allah, bir canlıyı yaratmış ve ona yapabilirlik gücü bahşetmiştir. Sonra da onları mutlak anlamda serbest bırakmamıştır. Bu canlılar fiil işlediklerinde fiille beraber fiil işleme vaktinde fiili işlemeye muktedirdirler. Mülkünde fiili işlemedikleri zaman işlemedikleri bir fiili işlemeye muktedir olamazlar. Çünkü, Yüce Allah, mülkünde birinin O’na zıt olmasından münezzehtir. Hiç kimse O’na karşıt olamaz.” 
O zaman İmam’a şöyle soruldu: 
“O halde, insanlar işledikleri fiiller itibariyle mecbur mudurlar?” 
Buyurdu ki: “Eğer mecbur olsalar mâzur olurlardı.” 
Bu kez dediler ki: “O zaman insanları mutlak olarak serbest bırakmıştır.” 
İmam şöyle cevap verdi: “Hayır. Allah onların fiil işleyeceklerini bildi. Bundan dolayı onların yaratılışlarına fiil işlemeyi kolaylaştıran aleti yerleştirdi. Fiil işlediklerinde fiil işleme anında muktedirdirler.” (Usul-i Kâfi, c. 1, s. 257).
51. İLKE:
İnsanın irade ve özgürlüğü, kesin ve açık bir gerçektir ve insan aşağıda işaret edeceğimiz çeşitli yollarla bunu anlayabilir:
a- Herkesin vicdanı, insanın bir şeyi yapıp yapmamaya karar vermekte serbest olduğuna tanıklık eder ve bu apaçık konuda şüphe eden kimsenin, hiçbir açık hakikati kabul etmemesi gerekir.
b- Herhangi bir toplumda -ister dindar olsun ve ister olmasın- çeşitli kişiler hakkında yapılan övgü ve kınamalar, öven veya kınayan kişinin, fâilin kendi işlerinde serbest ve özgür kabul ettiğini göstermektedir.
c- İnsanın irade ve serbestliği görmezlikten gelinirse, din ve şeriat düzeni de boş ve faydasız olacaktır. Çünkü eğer her insan, daha önce kendisi için belirtilen yolu izlemek zorundaysa ve ondan bir kıl payı sapamazsa, bu durumda emir ve nehiy,  vaad ve vaîd, mükâfat ve cezanın hiçbir anlamı olmayacaktır.
d- Tarih boyunca sürekli birey veya beşer toplumunu ıslah etmeye çalışan, bu yolda planlar hazırlayıp sonuca varan insanların olduğunu görmekteyiz.
Açıktır ki, bu konu insanın mecbur oluşuyla bağdaşmamaktadır; çünkü cebir görüşüne göre, bu çabaların tümü boş ve sonuçsuz olacaktır.
Bu dört delil, irade ve serbestlik ilkesini sağlam ve şüphe edilmez bir gerçek kılmaktadır.
Elbette, beşerin irade ve serbestlik ilkesinden, onun tamamen kendi başına bırakıldığı ve Allah-u Teâlâ’nın onun fiilinde hiçbir etkisi olmadığı sonucunu almamak gerekir. Çünkü tefviz olan böyle bir inanç, insanın sürekli Allah’a muhtaç olduğu ilkesiyle çelişmekte ve yine Allah’ın güç ve yaratıcılık dairesini sınırlandırmaktadır. 
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121