Bu haber kez okundu.

HOŞGELDİN YA ŞEHR-İRAMAZAN
Ramazan Yazıları
GÖKYÜZÜNDE DÜĞÜN VAR
Cesur ÇAÇA


Herkesin aynı zaman diliminde farklı farklı duygulara esir olması, birilerinin ağlarken başkalarının gülmesi hayatın bizlere yaşattığı değişik versiyonlar olarak algılanır. Çoğu kez 'hayatın cilvesidir' deyip boynumuz bükük razı oluruz bu duruma. Milyonlarca insanın, ortak duyguları yaşaması, kalplerinin bir anda atması, ufuklarının aynı doruklarda buluşması, aynı hedefe kilitlenmesi ise nadir olarak görülen en şık versiyondur. Bu vakıanın tahayyül edilmesi bile insana haz veriyor. Bahsedilen bu ortak duyguların en çok yere bastığı ve kendini hissettirdiği zaman dilimi sanırım Ramazan ayıdır. Öyle ya, boşuna, "On Bir Ayın Sultanı" tacı giydirilmiş değil bu bereketli aya. Dertlilerin deva, hastaların şifa, borçluların eda bulması için gerekli olan ruhsatların verildiği Ramazan ayı, tüm gönül yaralarına merhem olacak müjdeleri cömertçe bizlere sunuyor. 'Seçilmiş bir ay olan Ramazan ayı', yasaklardan, yanlışlardan ve tu~|~zaklardan yüz çevirmek isteyen her insana 'sevilmiş kul' olma şerefini vermeyi teklif eden güzelliklerle dolu. Tek istenen; gayret, samimiyet ve ihlasla süslü olan ibadetleri yerine getirmek. Bu halleri sergileyen insana bire on, bazen bire yediyüz sevap yazılıyor. Ancak Ramazan'ı simgeleyen oruç ibadeti bambaşka. "Oruç Benim içindir, mükafatını da Ben veririm" müjdesi oruç ibadetinin ne denli büyük olduğunu ortaya koyan çarpıcı bir uyarıdır. Allah için, sadece O'nun için tutulan oruç eğer istenilen kurallara göre tutulduysa kul, iftarda Allah'ın direkt olarak mükafatlandırmayı taahhüt ettiği bir anlaşmaya imza atmış oluyor.

Dünyanın birçok değişik bölgesinde sayıları 1.2 milyara yakın olan müslümanların iftar vaktinde gözyaşlarıyla lezzet kazanıp, dualarla renklendirilmiş sofraları, Allah'a yakarışın en net resmini yansıtır hale gelir. Çünkü masivanın ağır gelen yükü, gam ve kederi önemini yitirmiş olur. Çünkü anlaşmanın ödülü olan huzur, aşk ve muhabbet hasıl olmuştur...

Damlacıklar halinde bekleyen gözyaşları akşam ezanıyla birlikte tutulamaz ve yanaklardan aşağıya boşalır. Tevbe ve şükrün sarmaşdolaş olduğu duaların ardından besmeleyle oruç açılıverir. İftardan sonra ahenk içinde kılınacak olan teravih namazının telaşı başlar. Gecenin bereketi mukabeleler ve Ramazan'a ait sıcak sohbetlerle sürüp gider. İnsanoğlu, yeryüzünde Ramazan'a özel, özel olduğu kadar güzel bu anları yudumlarken, melekler de gökyüzünü sarıp sarmalayarak bu güzelliklere şahitlik eder. Zira başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu kurtuluş olan Ramazan ayında gökyüzündeki melekler de yeryüzündeki muhabbetten hoşnut olurlar. Bu rahmet ayını istenilen düzeyde yaşayan her fert yeniden doğmuş gibi günahsız, bir başka deyişle tertemiz olur. Dolayısıyla bu durum, insanoğlu için en büyük mutluluk olan bir düğün niteliğindedir. Ancak, bu düğünün farkı yeryüzünde başlayıp, gökyüzünde sona ermesidir.



Eski Ramazanlar
Ramazan Manileri


Sahur'un habercisi Ramazan davulcularının nesilden nesile söyleyerek taşıdığı "Ramazan Manileri" Eski Ramazanların önemli özelliklerindendir. Konusu çoğunlukla Ramazanla ilgili olan bu deyişler, sahur vaktini haber vermek için söylenirdi. Ramazanın onbeşinden sonra bahşiş toplamaya yönelik konuları içeren bu maniler için çalgılı kahvelerde yarışmalar da düzenlenirdi.Yarışmaya katılacak olanlar yüksek bir yere oturur ve yarışma başlardı. Manicilerden biri "ayak" atar, yanındaki hemen o ayağa uygun cinaslı bir beyiti hemen okumak zorunda kalırdı. Bunu gerçekleştiremediği an safdışı olurdu. Geçmişin manileri bugün kültürel değerlerimiz arasında birer "anı" olarak var olmaya çalışıyorlar.



Gönül Dostları
Mehmed Emîn Tokâdî Hz.


Bu rüyâyı gördükten sonra ertesi gün talebelere hat dersi veriyordum. Mehmed Emîn Efendi bazı günler teşrif ederdi. O gün de dershanemizi teşrif etti. Hemen karşılayıp elini öptüm. Bu sırada bana; "Hoca Efendi, akşamki seyrâna ne dersin?" buyurdu. O gece gördüğüm rüyayı hatırlayıp ağlayarak ellerine kapandım. Mehmed Emîn Efendi de ağladı. Sonra şükredip bana; "Ben hayatta iken bu gibi ilâhi sırları yayarak, bizim halimizi teşhir etmene rıza göstermem. Vefatımdan sonra anlatmanda bir mahzûr yoktur" buyurdu. Vefâtına kadar bunu kimseye anlatmadım. Vefâtından sonra güzel vasıflarını ve üstünlüğünü yâd etmek bakımından yeri geldikçe nakleder oldum." Seyyid Yahyâ Efendi şöyle anlatmıştır: "Sultan Bâyezîd Hân Câmii Şerifi avlusunda, oyma ustalarından Kefelizâde İbrâhim Halebî adında bir zâtın dükkanında, ilim?irfan sahibi, kıymetli zatlar toplanıp sohbet ederlerdi. Arasıra Mehmed Emîn Efendi de öğle namazından sonra o dükkanı teşrif eder, dostları ile çok kıymetli sohbeti olurdu. Bir gün yine böyle hoş bir sohbet sırasında medhedilen iyi vasıflı bir kadı (hakim) o dükkana geldi. Kadıasker, bu kadıya, bir meseleden dolayı dargın olduğu için, bir makâma tâyin edilmesi gerektiği halde ona; "Ben kadıasker olduğum müddetçe, sana kadılık vazifesi vermem!" diyerek yemin ettiğini ağlayarak anlattı. Dükkanda bulunan Mehmed Emîn Efendi, bu hadiseye çok üzüldü. Mehmed Emîn Efendi yarım saat kadar başını eğip, gözleri kapalı bir vaziyette murakabeye daldı. Sonra hakikati gören gözlerini açıp, yardım talebi için gelen kadıya verilmek üzere, dükkan sahibi olan oyma ustası Kefelizâde İbrâhim Halebi'ye bir dua tarif edip yazmasını söyledi. O da yazdı. Bunu alıp mağdur kadıya verdi. Üzerinde taşımasını söyledi. Sonra; "Doğruca kadıasker efendiye git!" buyurup, kadıyı gönderdi. İki?üç saat sonra kadı, sevinçle o dükkana tekrar geldi. Mehmed Emin Efendi'ye büyük bir hürmetle memnuniyetle durumunu arzetti. Kendisine ne yaptığı sorulunca; "Kadıaskerin makamına girdim. Beni görünce birdenbire değişiverdi. Feryad ederek; "Katibi çağırın" dedi. Katip gelince; "Bir bak bakalım. Bu kadı efendinin tayin edilmesi için münasib bir yer var mı?" dedi. Katip kayıtları kontrol ettikten sonra; "Bir yer var ama şimdilik dolu" dedi. Kadıasker, katibe; "Olsun hemen tayin edelim, benim şu anda çektiğim sıkıntıyı ve tutulduğum ağırlığı bilemezsin!" dedi. Böylece tayinim derhal yapıldı" diye anlattı. Mehmed Emin Efendi yazdırıp verdiği duayı o kadıdan geri alıp, Kefelizade İbrahim Halebi'ye vererek silmesini söyledi. O da alıp sildi. Kefelizade İbrahim Halebi şöyle demiştir: "Ben bu hadiseden sonra Mehmed Emin Efendinin tarif ettiği duayı tekrar yazmak için belki bin defa denedim. Bir türlü yazamadım. Sonunda o hadisenin Mehmed Efendinin kerametlerinden olduğunu anladım. Yine o anlatır; "Mehmed Emin Efendinin her ay onbeş kuruşluk geliri vardı. Bunu alıp her vay huzuruna getirirdim. Koynunda bezden bir kese vardı. Keseyi çıkarmadan ağzını açar, ben de parayı içine koyardım. Bundan başka o keseye hiç para konmadığı halde her ay o keseden iki?üç yüz kuruştan fazla sarfeder, fakirlere saymadan sadaka dağıtırdı. Ben buna defalarca şahid olmuştum. Hatta bir gün kese eskidi değiştirelim buyurup, keseyi çıkarıp bana verdi. İçinde yedi?sekiz kuruş kadar para vardı. Bunları yeni bir keseye koyup verdim. Eski kesenin içine de beş kuruş koyup bana verdi. Ay başına on beş?yirmi gün vardı. O ayda koynundaki keseden yüz elli kuruş para sarfolundu. Ben buna hayret ederdim. Arkadaşlarımızdan da çoğu bunu bildikleri halde asla kendisine soramazdık ve ifşa edemezdik..."



Ramazan Sofrası
ADANA ÇORBASI


Malzemeler:

(4 kişilik)

* 250 gr. köftelik kıyma * 2 baş soğan (orta boy)

* 1 su bardağı nohut * 3 çorba kaşığı domates salçası * 2 adet kırmızı biber * 1 tatlı kaşığı karabiber * 2 çorba kaşığı kekik * 1 kahve fincanı sirke * 1/2 paket margarin * Tuz * 5 su bardağı su

Yapılışı:

Nohutu geceden ıslatıp haşlayın. Bir tencerede margarini eritin. Salçayı ilave edin, yağ ile kavurun. Suyunu ve haşlanmış nohutları ilave edin ve kaynatın. Diğer taraftan kıymanın içine soğanı rendeleyin, tuz ve karabiber ile yoğurun, misket büyüklüğünde şekillendirip kaynamakta olan suyun içine atın. Köfteler pişince kekik ve sirkeyi ilave edin.

Maniler

Manici başımısın,
Cevahir taşımısın,
Ayda bir mektup göndersem
Koynunda taşırmısın
Maniyi baştan söyle,
Kalemi kaştan söyle,
Benim karnım acıktı
Ekmekten aştan söyle.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100