Bu haber kez okundu.

HOŞGELDİN YA ŞEHR-İRAMAZAN
Ramazan Yazıları
ORUÇLU PSİKOLOJİSİ

İnsanoğlunun sıhhatinde ve rahatsızlıklarında, vücut fonksiyonları ile öfke, üzüntü, sıkıntı, korku, heyecan, sevinç... gibi emosyonların ?psikolojik durumların? iç?içe olduğu tıbben bilinmektedir.

Psişik ve ruhsal bozukluklara sebep olan rahatsızlıklar kadar bugün, dikkatler bazı fizikî durumların ve rahatsızlıkların husulünde psikolojik faktörlerin katkısına yönelmektedir. Nitekim bugün, otonom sinir sistemi kontrolü altında bulunan bir organ sisteminde meydana gelen ve ruhi olarak bilinen hastalıklara psiko?somatik (psiko?fizyolojik) hastalıklar denmektedir.

Stresin, çağımızdaki hastalık ve ölüme sebep olan bir faktör olarak önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bu bakımdan streslerden, huzursuzluk ve mutsuzluktan uzak bir insan tipi oluşturulmaya eğilim vardır. İnsanı maddeten ve manen güçlü, iradeli kılacak, huzur ve itminana erdirecek bir yaklaşıma özenilmektedir. Bu, aslında insanı vücut ve ruhu ile bir bütün olarak kabul eden~|~ tıbbi anlayışın, bedeni ve ruhi hastalıklarında ona yaklaşmanın ana esasıdır.

Bu meyanda, ibadetin insan hayatındaki mutlak olan olumlu etkilerini, Ramazan ayında ve müteakiben yıl boyunca nafile olarak tutulacak oruçla elde edilecek maddî ve manevî faydalarda müşahade etmeye çalışalım.

Oruç insan sağlığını koruyucu faktörlerin başında gelir. Beden ve ruh sağlığımız üzerindeki faydalı tesirleri onun maddi ve manevi cephemizi ilgilendiren bir ibadet olmasından kaynaklanıyor. Ramazan ayında ve bilahare yıl boyunca tutulması teşvik edilen oruçla, vücuttaki besin depoları harekete geçirilmekte, yağ yakımı süratlenmekte, şişmanlık, damar sertliği, tansiyon yüksekliği gibi kalb, böbrek beyin... rahatsızlıklarına sebep olan ve hayatı tehdit eden zararlı unsurlardan korunma temin edilmekte, birikmiş metabolik ve toksik artıklar atılmakta, organlar faydalı bir nisbî istirahate geçmektedir.

Bütün bunların daha önemlisi orucun kişide psikolojik büyük bir inkılâbı gerçekleştirmesidir. Bu inkılâb insanda oluşan manevi huzur ve ruhî itminan bütün vücut sistemleri ve fonksiyonları üzerinde tam bir kontrol ve hakimiyet etkisi olan beyin ve sinir sistemini olumlu yönde etkilemektedir. Bunun tıbbî açıdan pek büyük önemi vardır. Zira psikolojik etkilerin tesirinde kolaylıkla kalan sinir sistemi, vücudun kontrol fonksiyonlarının büyük bir bölümünü sağlar. Genel olarak kas kasılmasından, hızla değişen iç organ olaylarına ve hatta bazı iç ve dış salgı bezlerinin salgı temposu gibi vücudun hızlı aktivitelerine kadar pek çok fizyolojik ve organik olayı kontrol eder. Bu önemli sistem üzerinde, manevî huzur ve ızdırabın, sevinç veya üzüntünün, stres veya itminanın, korkunun veya ümidin birinci derecede belirgin etkileri vardır. Merkezî sinir sisteminin (beynin) anormal çalışması veya istenmeyen psikolojik etkiler altında kalması, değişik organların ağır fonksiyon bozukluklarına sebep olduğunu, tıbben bilmekteyiz. Meselâ, çok defa kalp krizinin üzüntü, sıkıntı, kızma, öfkelenme, ani heyecan gibi psikolojik olayları izlediği müşahade ediliyor. Yani psikolojik etkiler beyin ve sinir sistemi yoluyla hayati organlar üzerinde istenmeyen organik bozukluklar tevlid edebiliyor. Dinimizde emredilen orucun sadece tan yeri ağarmasından güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten, cinsî münasebetten kaçınmak olmadığını İslami kaynaklardan öğreniyoruz. Evliyanın lisanı ile; "Hakk'a vuslatın sebeplerinden biri olan orucu, bütün uzuvlara tutturmak zaruridir. Zira gözün orucu, dilin orucu, kulağın orucu, ağzın orucu, kısaca her organın orucu vardır. Kendileri ile ilgili yasaklardan şüpheli şeylerden organlarımızı korumak ile istenilen ve emredilen orucu tutmuş oluruz." Oruç bütün uzuvlara, bu arada asıl olarak merkez nokta olan kalbe tutturulmalıdır. İftarı cennet ve cemalûllah olan oruç kalb orucudur, ömür boyu tutulur.

Devamı yarın

Dr. Abdullah TERZİ



Ramazan'ın faziletleri

Dünden devam

Daha sonra Peygamber (sav) Efendimiz şöyle devam etti:

"Bu ay öyle bir aydır ki: Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu Cehennem azabından kurtulmaktır.

Bu ayda, bir kimse kölesinin (hizmetini görenin) yükünü hafifletirse Allah onu bağşılar; Cehennem'den azad eder.

Bu ayda şu dört huyu çoğaltınız ki, onların ikisi ile, Rabbinizin rızasını alırsınız. Kalan ikisine de mutlaka ihtiyacınız vardır.

Şunlarla Rabbinizin rızasını kazanırsınız:

La ilahe illallah (Allah'tan başka ilah yoktur) deyiniz,

Allah'tan günahlarınızın bağışlanmasını isteyiniz.

Muhtaç bulunduklarınız şunlardır:

Yüce Allah'tan cenneti istemeniz,

Cehennem azabından da Allah'a sığınmanız.

Her kim bu ayda bir oruçlunun karnını doyurur ise... Allah?ü Teala onu Kevser havuzundan içirir ki.. ondan içtikten sonra bir daha susamaz..."

Oruç Allah katında çok değerli bir ibadettir. Oruç kul ile Allah arasında bir sırdır. Allah rızası için yapılan gizli bir ibadet olduğu için Cenab-ı Hak mükafatını özel olarak vereceğini bildiriyor bize.

Peygamber (sav) Efendimiz "Kıyamet günü Cennet'in duvarları üzerinde kuşlar gibi uçuşan bazı mü'minler geleceklerdir. Cennet kapıcısı bu mü'minlere siz kimsiniz?" diye soracak, onlar da "Biz Muhammed ümmetindeniz!" diye cevap verecekler. Cennet kapıcısı, "Sorgu suale çekildiniz mi?" diye soracak, onlar "Hayır" diye karşılık verecekler. Cennet kapıcısı "Sırat'ı geçtiniz mi" diye yine soracak. Bu defa da mü'minler, "Hayır geçmedik" diyecekler. En sonunda kapıcı, "Öyle ise siz bu erişilmez dereceleri ne ile kazandınız?" diye soracak, onlar da "biz dünyada iken Allah'a, gizlilik içinde yapılan oruç ibadetini sunduk. O da bizi öbür dünyada yine gizlilik içinde Cennetine koydu" karşılığını verecekler" diye buyurmaktadır.

Hakkıyla oruç tutmayı, geceleri ihya edebilmeyi Cenab?ı bizlere de nasip eylesin.

Züleyha Karakuş



Keffareti gerektiren ve gerektirmeyen oruçlar

Ramazan orucundan başka hiç bir orucun bozulmasından dolayı bir ceza ve geçmişteki kusuru düzeltme olarak iki ay oruç tutmak gerekmez. Çünkü Kur'an'ın açık beyanı, yalnız tutulan Ramazan orucunun bozulması üzerine keffareti gerekli kılmaktadır.

Ramazan orucunun bozulmasından dolayı keffaret gerekmesi için, hem şekil ve hem de mana bakımından iftar (orucu bozan bir şey) gerçekleşmelidir. Bu da, âdet olarak gıdalanmak, tedavi olmak veya lezzetlenmek kasdı ile yenip içilen şeylerden birini kendi isteğiyle ve kasten yutmakla veya bir canlı kişiye kendi isteğiyle kasten iki yoldan biriyle cinsel ilişki kurmakla meydana gelir. Bunda inzal olması şart değildir.

Bunun için gıda sayılmayan, beden için elverişli olmayan, aslen murdar olup kendisinden tiksinilen bir şeyin rıza ile ve kasten yenip içilmesinden veya bir ilâcın ağızdan başka bir yerden içeriye akıtılmasından dolayı keffaret gerekmez.

Keffaret, oruç tutumamanın değil, orucu bozmanın bir cezasıdır. Bunun için bir kimse, Ramazanda orucu asla niyet etmediği gibi, asla iftar da etmeyip imsak etmiş bulunsa (oruç tutsa), üzerine yalnız kaza lâzım gelir.

Yine; oruca asla niyet etmediği halde, gündüzün kasden iftar edilse, yalnız kaza gerekir. Böyle bir yersiz davranıştan dolayı, ayrıca sorumluluk doğar. Tevbe edip mağfiret dilemek gerekir. Fakat keffaret gerekmez.

Yine, geceleyin niyet edilmeyip sabahleyin zevalden önce (nehar?i şer'inin yarısından önce) oruca niyet edilip de, ondan sonra kasden iftar edilecek olsa, yine yalnız kaza gerekir, keffaret gerekmez. Bu İmam Azam'a göredir. İki İmama göre (İmam Muhammed?İmam Ebû Yusuf), niyet bulunmaksızın imsak edilse (oruç tutulsa) veya zevalden önce iftar edilse, hem kaza, hem de keffaret gerekir; çünkü zevalden önce oruca niyet edilmesi mümkündür.

Devam edecek

Ömer Nasuhi Bilmen Büyük İslam İlmihali



Lâtifeler

Merhum Sultan Çelebi, kardeşi Mûsa Çelebi üzerine, Anadolu'dan donatılmış bir ordu ve sayısız askerle Rumeli'ye geçerek uzun müddet o diyârda dolaştı. Rumeli beylerinin çoğu ile yiğitlerini yanına katı. O esnada Anadolu vilâyeti uzun zaman padişahsız ve askersiz kaldı. Karamanoğlu Mehmed Bey "Fırsat ganîmettir" diyerek memleketi epeyce hasara uğrattı ve sonra Bursa'yı bir ay kuşattı.

Beyit

Kaçan aslandan olsa bîşe hâli

Görirsin bebr olur her bir şeğali.

"Arslan ormanda bulunmadığı zaman, her çakalın (arslanın bile korktuğu) azgın canavar kesildiğini görürsün."

Neticede, Sultan, kardeşi Musa Çelebi'yi katledip ölüsünü Bursa'ya gönderdi. Bundan sonra büyük bir güçle askerini Anadolu'ya sevketti. Karamanoğlu bu haberi işitmiş fakat, inanmamıştı. O anda Musa Çelebi'nin cenazesi Kaplıca İmâreti'ne geldi. Tabutunu açtırıp ölüyü görünce Karamanoğlu'nu hayret aldı. Çünkü sağlığında görmüş ve bir sohbette beraber oturmuştu. Hemen neye uğradığını anlayarak kuyruğunu kısıp kaçtı.

Karamanoğlu'nun yanında, iri yapılı, büyük cüsseli, yerinde söz söyleyip ince latîfeler yapan Hürmüt Tanası denilen maskarası da vardı. Bu Karamanoğlu'nun ardınca kaçmaktan yorulup dermansız kalınca:

Hey Bey, sen Osmanoğlu'nun ölüsünden böyle kaçarsın, dirisini görsen halin ne olur? Herhalde korkundan eyerine yaparsın.

Lamiizâde Abdullah Çelebi



Gönül Dostları
Mevlânâ Hâlid?i Bağdâdî

Mevlânâ Hâlid Hazretleri, memleketi Süleymâniye'ye dönüp ders vermeye başladı. Fakat gece?gündüz Hindistan'ı düşünüyordu. Bir gün bu düşünceler içindeyken, Hindistan'ın Dehli şehrinde bulunan evliyanın en büyüklerinden Abdullah?ı Dehlevi'nin talebelerinden Mirzâ Abdürriham isimli bir zât çıkageldi. O talebe Abdullah?ı Dehlevi; "Mevlânâ Hâlid'e selamımız söyle bu tarafa gelsin buyurdu" dedi. Uzun zaman başbaşa görüştüler. Mevlânâ Hâlid talebelerine ders vermeye gelmez oldu. Talebeler, Hindli'ye kızmaya başladı.

Bir süre sonra, 1809 senesinde ikisi birlikte İran ve Afganistan üzerinden Hind yolculuğuna çıktılar. Umulmadık bir zamanda medreseyi ve talebeyi bırakıp bu ânî ayrılışına şehrin bütün halkı ve talebeleri çok üzüldüler. Yoldan çevirmek için çok ısrar ettiler ve yalvardılarsa da fayda vermedi.

Hindistan'ın karanlıklar ve tehlikeler içinde bulunduğunu söyleyip vazgeçirmek istediler. Onlara; "Âb?ı hayât zulümâtta bulunur" şeklinde cevap veren Mevlânâ Hâlid Hazretleri, arkadaşı Mirzâ Abdürrâhim ile yaya olarak önce Tahran'a geldiler. Burada meşhûr şiî âlimi İsmâil Kâşi'yi, talebesinin önünde rezil etti. Mevlânâ Hâlid, bâzı şiî tefsir kitaplarını okumuş, Kur'an?ı Kerimin birçok Âyet?i Kerimelerinin şiîler tarafından değiştirilip, mânâlarının tahrif edildiğini görmüştü. Meselâ; Enfâl sûresi 70. ayetinde meâlen; "Bedr gazasındaki esirleri salıverdiğin için Allah?ü Teala seni affeyledi" Ayet?i Kerimesi Ebû Bekr?i Sıddîk radıyallahü anh hakkındadır, şeklinde tefsir ediyorlardı. Mevlânâ Hâlid, İsmâil Kâşi'ye; "Peygamberler günah işler mi?" dedi. Kâşî; "Bütün Peygamberler masumdur, günah işlemezler" dedi. Mevlânâ Halid; "Peki, Kur'an?ı Kerîmin; "Bedr gazasındaki esirleri salıverdiğin için Allah?ü Teala seni affeyledi" mealindeki Âyet?i Kerimede; "Af" söylendiğine göre, günah işlemiş manasına gelmiyor mu? Halbuki Peygamberlerden günah olan bir iş meydana gelmemiştir" deyince, Kâşî; "Bu âyet?i Kerime Ebû Bekr'i azarlamaktadır, onun hakkında değildir" dedi. O zaman Mevlânâ Hâlid Hazretleri; "O halde, Allah?ü Teala Ebû Bekr'i affettim buyuruyor da siz niçin affetmiyorsunuz?" dedi. Kâşi cevap veremeyip, mahcup ve rezil oldu.

Mevlânâ Halid, Tahran'dan; Bistâm, Harkan, Semnân ve Nişâbur'a geçti. Geçtiği yerlerdeki evliyâyı, şiirleriyle metheyledi. Âriflerin kutbu Bâyezid?i Bistâmi'nin kabrini ziyaret ettiği zaman meşhûr bir kaside söyledi.

Sonra Tûs (Meşhed) şehrine gitti. Orada, on iki imâmın dokuzuncusu Mûsâ Kâzım'ın oğlu İmâm Ali Rıza'nın türbesini ziyaretinde de, çok güzel bir kaside okuyurak onu medheyledi.

Mevlâna Halid, Ahmed Nâmıkî Camî'nin kabrini ziyaret etti. Onu da Fârisî bir kasideyle medheyledi. Buradan Afganistan'a geçti. Hirat'a uğradı. Hirat'ın bütün alimleri, fazilet sahipleri, ziyaretine geldiler. Gelenler arasında Abdullah?i Hıratî (Hirevi) de vardı. Bu zât sonradan Mevlânâ Halid Hazretlerinin talebesi oldu. Her şehirden ayrılırken; alimler, vâli ve kumandanlar ve halk ona aşık olup, saatlerce yola uğurladılar. Kandehâr, Kâbil, Peşaver alimlerinin suallerine verdiği cevaplarla hepsini hayran bıraktı. Peşâver alimlerine suallerine verdiği cevaplarla hepsini hayran bıraktı. Peşaver'de çok hürmet ve tazime karşılandı. Âlimler onun üstünlüğünü tasdik ve ikrâr ettiler. Sonra Lâhor şehrinin bir kasabasında kâmil bir veli olan Allâme Mevlânâ Senâullah Dehlevi'yi (rahmetullahi aleyh) ziyaret etti. Mevlânâ Senâullah Dehlevi, Mazhar?ı Cân?ı Cânân'ın en üstün talebelerindendi.



Ramazan Sofrası

AYVA DOLMASI

4 Kişilik

Malzeme : 2 ad. Ayva, 2 ad. Elma, 100 gr. Şeker, 100 gr. Yeşil fıstık, 100 gr. Krem şanti.

Tarif : Ayvalar ortadan ikiye bölünüp, içi oyularak tepsiye dizilir. Elmalar soyulup, rendelenir ve ayvaların içine pay edilir. Üzerine şeker dökülür. Ayvalara gelmemek üzere tepsiye su konup fırında hafif ateşte pişirilip, yeşil fıstık ve krem şanti ile servis edilir.



Mâniler

Dut yedim tuttu beni
Tuttu kuruttu beni
Ben gurbete gidince
Yarim unuttu beni
Kebabı ince doğra
Geçerken bize uğra
Başka bir yar seversen
Bilinmez derde uğra
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100