18 Temmuz 2013 Perşembe 00:02
1285 Okunma
İhtişam ve paraya aldanan âlim
Zührî, Tabiinden olan muhaddislerdendir. On sahabe ile beraber olmuştur.
Mekhul’a, “Bugüne kadar gördüğünüz en bilgili kimse kimdir?” diye sorulduğunda, “Zührî’dir” demiştir.
“Ondan sonra?”
“Zührî.”
“Ondan sonra?”
“Zührî.”
“Ondan sonra?”
“Yine Zührî’dir” dedi. (İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, c. 9, s. 343)
İmam Zeynelabidin’in (a.s.) sohbet meclislerinden çok istifade ettiğini her zaman dile getiren Zührî, onun hakkında şöyle demiştir: “Hiçbir Kureyşliyi Hüseyin oğlu Ali’den daha takvalı ve daha üstün görmedim.” ( İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, c. 9, s. 104)
Kaynaklara baktığımızda, Zührî’nin önceleri İmam Zeynelabidin’in (a.s.) dizinin dibinde terbiye gördüğünü ancak daha sonra Emevi sarayındaki ihtişama ve paraya kapılarak, bu büyük insanı terk ettiğini görüyoruz.
“Ömrünün sonlarına doğru kendisine dediler ki, “Keşke ömrünün bu son günlerinde Medine’de olsaydın, Peygamber’in (s.a.v.) camiinde bir direk dibinde otursaydın ve biz etrafına dizilip otursaydık, sen de halkı eğitseydin.”
Buna Zührî’nin cevabı şu oldu: “Eğer böyle yaparsam, derim soyulur bu da benim yararıma olmaz. Ancak, dünyaya sırt çevirip ahirete sarılırsam, başka!” ( İbn Kesir, c. 9, s. 348).
Yani Zührî, dünyadaki makam ve parayı ahiretine tercih etmiştir. Zührî’nin İmam’a (a.s.) olan hürmeti ile ilgili sözleri meşhurdur: “Ali b. Hüseyin’den (a.s.) daha fakih birini görmedim.” (İbn Asakir, Tarih-i Dimaşk, c.12, s. 19; Seyyidu’l Ehl, Zeynü’l Abidin babı, s. 43).
Zührî, Ali b. Hüseyin (a.s.)’ı hatırladığı her an ağlıyor ve şöyle diyordu: “İbadet edenlerin ziynetidir o.” (Hilyetü’l Evliya, Ebu Naim, c. 3, s. 135)
Emevi iktidarı döneminde ümmet, Yezid gibi sarhoş halde namaz kıldıran, maymunlarla oynaşan halifeler gördü. Abdullah b. Zübeyr, Mervan b. Hakem gibi halifelik makamı için her şeyi göze alan kişilerle idare edildi. Abdülmelik b. Mervan ise, Ehl-i Beyt soyunu, mâsum İmam’ı zincirlerle bağlamaya cüret edebildi. Siyasî makamın bu icraatleri, İslam’dan sapmaların yaşanmasından kaynaklanmaktadır. 
Bu ortamda ümmet ise, İslam itikadına olan inancını hep muhafaza edebilmiştir. Kaldı ki, bu bozuk düzende yapılanlar hep İslam’a mâl edilmiş, mü’minlerin emiri sıfatını taşıyanlar, İslam’ı kullanarak istedikleri gibi hareket etmişlerdir. Halk onlara ve söylediklerine inanmış ve ayaklanmanın önüne geçilmiştir.  Hadis uydurtma ve yalan hadis yayma metodu, Muaviye döneminden beri kullanılan bir taktiktir. Ebu Hureyre, Amr b. As ve Muğayre b. Şu’be yalan hadis uyduran kişilerdendi. İmam Seccad (a.s.) zamanında ise bu vazife saray âlimi Zührî’ye verilmişti. 
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100