04 Mart 2014 Salı 00:02
2333 Okunma
İlim kalbe inen nurdur
İmam Gazali Hazretleri şöyle buyurdu:
"Sevilmeyen ilimlerden kasdımız; sihir, tılsım, nücum, felsefe ve benzerleridir. Sihir ve tılsım, çeşitli zararlar getirir. Nücum ilmi ise, Peygamberimizin yasak kıldığı bir şeydir.
Yasak emri şudur: 'Nücum bahsi olunca kendinizi koruyunuz.'
Bu yasağın birçok hikmeti var. Biri şu ki; insanların sebeplere karşı meyli vardır. Hayalî bazı şeylere, duygulardan doğan bazı işlere kanma temayülü onları sarmıştır. Ola ki, sebeplerin sahibini unutup, küçük hesaplara dalalar.
Felsefe bahsine gelince; onu da eda için, dinin hilâfına birçok işleri icra etmek tehlikesi vardır. Hesap ilmi de felsefe bölümüne girer. Hesap ilmini inkâr ve ona muhalif durmak mümkün değildir. Dikkat gerekir. İleride açacağı zararlar için bir medhal teşkil edebilir. Bu sebepten, hesap ilmi ile lüzumu kadar meşgul olmalı. Pek ileri gitmemeli. Keza, tabiat ilmini lüzumu kadar öğrenmek gerekir. Nücum ilmini daha çok mekân tâyinlerinde ve kıblenin tesbiti işinde kullanmalı.
Talebenin vazife ve edepleri hayli çoktur. Biz burada; bütün kısımları ile yedi vazife olarak anlatacağız.
Birinci vazife: İlk başta nefsi, kötü huylardan beri almak icab eder. Ve temizlemek gerekir. Bu hususta Peygamberimizin emri vardır: 'Din temizlik üzerine kurulmuştur.' Bu temizlikten murat, yalnız elbise temizliği değil, aynı zamanda kalp temizliğidir.
'Müşrikler ancak necistir' (Tevbe, 23) âyet-i kerîmesi de işlemek istediğimiz konunun bir şahididir. Açık anlaşılıyor ki, temizlik giyme temizliği değil... İç, yani huy temizliği olmadıktan sonra, elde edilen ilim, dinen faydalı sayılmaz. Anlattığımız şeklin dışında elde edilen ilimle cehalet karanlığı aydınlatılamaz. İbn Mesud der ki: 'İlim; rivayet ezberi ile elde edilemez. O, bir nurdur, Allah tarafından kalbe yerleştirilir.'
Hakikat ehlinden bazıları şöyle der: 'Biz ilmi Allah'ın gayrı için öğrendik. Ama ilim bu hususta bizi yalnız bıraktı, ancak Allah için olmak istedi. Bu demektir ki, biz ilmi, Allah'ın gayrı için öğrenmek isteyince o bizi terk etti. Gerçek yüzünü bize açmadı. Bizde, yalnız dedikodusu kaldı.'
İkinci vazife: İlim tahsili yapan mümkün olduğu kadar dünyalık işlere ilgisini azaltmalı. Kolay olursa tahsil için bulunduğu ülkeyi terk etmeli. Ola ki, kalbi bilgi için boşala. Bu hususu işaret eden bir âyet-i kerimeyi zikretmek dileriz. Âyet-i kerîme şöyle başlar: 'Biz, bir kişinin sine boşluğunda iki kalb yaratmadık.' (Ahzab, 4). 
Üçüncü vazife: İlme büyüklük satmamak. Hocaya emir verme tavrını takınmamak... Bu arada belki lâyık olan şudur: Bütün arzusunu ona bırakmak ve güçsüz hasta gibi onun elinde tedaviye geçmek... Bu halde tahakküm etmeden ona teslim olmak ve hiçbir şekli ile ona üstünlük görmeden bağlanmak... Ona düşen, sadece ilim tedrisine devamdır. Ve hocanın emrine uymak, hizmetini görmektir. Bu şekil için en iyi misâl sahabede bulunuyor." 
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121