11 Ağustos 2001 Cumartesi 00:00
303 Okunma
İlmin gayesi
Hepimiz bu dünyaya Allah'a inanmak ve ibadet etmek için gönderilmiş bulunmaktayız. Bu görevimizi tam olarak yerine getirebilmek Yaratanı hakkıyla tanımakla mümkündür. Allah bilgisi olan marifetullaha sahip olabilmenin ise ilk şartı ve tek yolu ilimdir. Bir gün Peygamber Efendimize (sav) "Amellerin hangisi daha üstündür?" diye sorulduğunda cevaben "Allah'ın isim ve sıfatlarını bildiren ilim herşeyden üstündür" buyurmuşlardır. Soruyu soran kişi "Ey Allah'ın yüce Peygamberi biz ilmin faziletini sormadık, amellerin en üstününü sorduk, siz ise ilim diye cevap verdiniz" deyince Peygamber Efendimiz (sav) şöyle devam etti, "Allah'ı bildiren ilimle birlikte olan amel, ne kadar az olursa olsun, insana fayda verir. Allah'ı tanımadan işlenmiş ameller ise insana fayda sağlamaz" buyurmuşlardır.

Gerçekten de kalıptan öte, tatmin olup, doyuma ulaştığımız, doğruluğuna tam inandığımız herhangi bir konuda; bizim düşünceleremizi kim değişterebilir ya da ideallerimize varmada izlediğimiz, izlerken yoruld~|~uğumuz ama zevk aldığımız bu yoldan bizi kim çıkarabilir?

Bizler en üstün amel olan "Allah'ı tanıma" ilmini alabilmek için gayret etmeli, tek başımıza kaldığımız zamanlarda ise düşünüp, tefekkür etmeliyiz. Bu tefekkür ile Yaratıcının sıfatlarını yaratılmışlarda görebilir, bakışlarımızla değişik hikmetleri okuyabiliriz. Böylelikle Yüce Allah'ı (cc) tanımada, O'na yaklaşmada mesafe kaydedip, kaydettiğimiz bu mesafe ile O'nun katında edindiğimiz dereceye göre emirlerini zevkle yapabileck hale geliriz. Dünyada eriştiğimiz nimetler sayesinde akıl almaz mükemmellikte bir sahibimizin olduğunu kavrarız.

Tefekkür konusunda kişi hem kendini hem de dışındaki herşeyi inceleyebilir. Bu tefekkür gözlüklerini takan insan, Yaratanın kendisine bağışlamış olduğu ruh dünyası olan manevi duygularını ve fiziki güzelliklerini görüp, Esma?ül Hüsna denen Allah'ın (cc) güzel isimlerinin tecellilerini bulur. Bu çağda ve bu teknoloji ile hala tam olarak çözülememiş olan vücut ve beyin hücrelerinin muazzamlığını, icatlar?keşifler yapabilecek bir cevher sahibi olduğunu anlar. Ruhumuzun penceresi, yüreğimizin aynası olan gözlerle ne eserler görür, kulaklarla ne sesler duyar, dil ile ne zikirler eder.

Yüce Yaratan, O'nu tam manasıyla tanıyıp marifetullaha, sonra bu bilgi ile O'nun sevgisi muhabbetullaha varalım diye bizlere yaşama nimeti olan hayatı verdi, kullanalım diye aklımızı verdi ve herşeyi bir düzen içinde dengeye oturttu. Bitkileri, toprağı, yağmuru, güneşi, ayı, havayı, geceyi, gündüzü kısaca insanoğluna gerekecek herşeyi sundu, ruhlar aleminde verdiğimiz sözü tutalım diye.

İnsanların evlerden çıkamadıkları sıcaklığı 36?40 dereceye varan havalarda, incecik bir kelebek uçuyor, bir yere yapışıp ölmüyor hayatını devam ettirebiliyorsa Yüce Allah'ın (cc), her yaratığına vazifesine uygun özellikler verdiğinin bir işareti değil midir? Bir takvim yaprağının arkasında herbirinin ayrı ayrı vazifeleri olan mahlukatın bazı özelliklerini okuyor (yılanlar duyamaz, karıncalar uyumaz, kelebekler ayaklarıyla tat alırlar, kangurular geri geri yürüyemezler, sineklerin beş gözü, develerin üç kaşı vardır), kimbilir ne kadar hikmetlerle bu şekilde yaratılmışlardır diyor, onların vazifelerinde kusur etmediklerini görüyorum. Sonra da insanoğluna dönüyor, bu dünyaya hangi görev ile gönderilmiş olduğumuzu bir kez daha hatırlıyor, ne kadar görevimize sadık olduğumuzun düşüncelerine dalıyorum!..

Hümeyra Ezergül
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100