Bu haber kez okundu.

İmam Kâzım da sapık akımlarla mücadele etti
İmam Kâzım, babasının şehadetinin ardından henüz 20 yaşında iken, Cenab–ı Hakk’ın emri ile imamet makamına getirildi.
Bu dönemde hilafet koltuğunda oturan halifelere karşı tutumuna geçmeden, toplumu değerlendirmek gerekir.
Toplumda sapık akımlar türemişti. Saray çevresi bu akımların gelişmesine engel olmamakta; tam tersine bunları kendi yanlışlarını hak göstermek için kullanmakta idiler.
Sarayın izlediği politika ile ümmet, Abbâsî halifelerini Allah rızası için hareket eden Müslümanlar olarak görüyordu.
Halifeden maaş alan saray vaizleri, halifelerin İslamî çizgiden sapmadan ülkeyi yönettiklerini anlatıp duruyorlardı. 
Halife Mansur döneminde, Mâlik b. Enes gibi sarayın görüşlerini benimseyen fakihler, halkın üzerinde geniş bir etki yaratmıştı.
Özellikle saray âlimleri, iyi amel ile bâtıl ameli birbirine katmaya başlamıştı.
Diğer İmamların, dönemlerinde uğraştıkları sapık akımlar İmam Kâzım döneminde de, İmam’ın mücadele alanındaydı. Zira halkın arasında bu fikirlere inananlar az değildi.
Dünyada yapılanların hesabının âhirete kaldığı fikri yaygınlaşmıştı.
Bu sayede, bir kişi dünyada ne tür bir yanlış yaparsa yapsın, hakkında “Cehennem’liktir” fetvası verilememekteydi.
Mürcie gurubu denilen bu tayfa, İmam Ali Efendimiz ile Muaviye arasında fark görmemek gerektiğini, İmam Hüseyin Efendimiz ile Yezid arasında yaşananların da âhirete kaldığı inancını yaymışlardır.
Hilafette oturanların İmamlara revâ gördüğü büyük haksızlıklar ve katliamlar hakkında, “bunların hesabı bu dünyada görülemez” deyip işin içinden çıkmışlardı.
Saray âlimleri bu sapık görüşün yanında bir de Cebir fikrine sarıldılar.
“Kullar iradeleri ile bir iş yapmazlar, Allah isterse yaptırır; namaz kılmamızı isterse kılarız, istemezse kılmayız” gibi, kişinin cüz’i iradesini devreden çıkaran bir sapıklığa inanmaya başladılar.
Bu inanç, çarşamba günü cuma namazına niyet eden, içki içen, sadece Ehl–i Beyt soyundan olduğu için binlerce masumu katleden iktidar sahiplerini sözde temize çıkarmaktaydı. İslam çizgisinden sapan halifelerin ve sarayın icraatlarına, halkın gözünde meşruluk kazandırmaktaydı.
Bunların yanında, Ehl–i Beyt sevenlerini sapıklıkla itham eden bazı akımlar da onlar arasında yaygınlaştırılmaktaydı.
Mesela, Gulat denilen inanç sahipleri, önceleri Ehl–i Beyt İmamlarının peygamber olduğuna inanmak noktasında iken; İmam Ca’fer zamanında, onun ve ceddinin ilâhlığına inanmaya başladılar.
İmam Ca’fer Efendimizin buna inananları lanetleyen pek çok hadisi vardır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100