Bu haber kez okundu.

İman ve İnsan
Uluhiyetin tabiî gereği istikamettir:

Uluhiyeti izah çerçevesinde Fatiha Sûresinde vurgulanan bir gerçek de, mahlûkatın, özellikle mükellef varlıkların, hususiyle insanın başıboş olamayacağı, istikamet üzerine gitmesi gerektiği hususudur. Bu âlemde hiçbir zerre başıboş değildir, her şey "Rabb" sıfatının gereği bir nizama dahildir. Nerede kaldı ki, gayesi Hakk'a yönelmek olan insan başıboş olsun. O halde uluhiyet ve tevhid açısından en önemli unsur, insanın Allah'a yönelmesi ve bu yönelmenin "Sırat?ı Müstakim" şartları içinde olmasıdır.

Uluhiyetin bir tezahürü de hidayettir:

Hidayet Allah'tandır. Hidayete ulaştıran yol, sırat?ı müstakimdir. Hepsi de uluhiyet çerçevesinde, tek olan, eşi ve benzeri olmayan Allah'ın takdiri ile vukubulur. Bu, hiç bir zaman iradeyi geçersiz kılan bir cebriyecilik değildir. Tam tersi iradenin varlığını ve tercihini de içine alan bir gerçektir. Evet, hidayet Allah'tandır, ancak insanın kesbi ve iradesinin tercihi hidayete ulaşmasının sebeplerindendir. Şu k~|~adar var ki, hâlik, fâil, Allah'tır. Kul kesbeder, iradesiyle doğruyu tercih eder, Allah da hidayet yollarını açar, hidayete ulaştırır.

Uluhiyetin bir gereği de dalalettir:

Allah tektir. Uluhiyetin şumulu çerçevesinde dalaleti, sapıklığı da yaratır. Ancak bir farkla ki, dalalet ve sapıklıkta rızası yoktur.

Hidayet ve dalalet, söz konusu Fatiha Sûresi'nde "Ya Rab! Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet, azıp sapmış, zelil olmuşların yoluna değil." şeklinde ifade edilir.

İşte Kur'an'ın özeti olarak nitelenen Fatiha Sûresinde uluhiyet çerçevesinde özetle bu hakikatler vurgulanır ki, bu hakikatler İslâm'ın tevhid itikadının özünü oluşturur.

Bütün bu temel tesbitlerin ve burada ifade edemediğimiz diğer gerçeklerin Hz. Mevlâna'nın hayatında, eserlerinde, temsilî izahlarında hakim unsurlar olduklarını görürüz. Uluhiyet çerçevesinde, Fatiha Sûresinin ifade ettiği yüce tesbitler dahilinde ortaya konan, Tevhid gerçeğidir. Bu, Cenab?ı Hakk'ın tek olup, herşeyde hükümran olduğunun ve Allah'ın bâkî olup, bütün mahlûkatın fânî olduğunun ifadesidir.

İşte bu, "Allah bâkî, bütün mahlukat fânîdir. İnsan dahil herşeyin varlığı Cenab?ı Hakk'ın kudretinin tecellisidir." şeklindeki bir mânâ ile Mevlâna'nın dâvâsının esasını teşkil eder. Bu bakımdan İslâm'ın Tevhid akidesini bilmeyen, bu akidenin tezahürlerini idrak edemeyenlerin ne Mevlâna'yı, ne de dâvâsını anlamaları mümkün değildir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100