02 Haziran 2015 Salı 00:11
993 Okunma
‘Kardeşine hainlik eden, mel’undur’
Muhammed b. Sâlim rivâyet eder:
“Efendim Mûsâ b. Ca’fer, Halife Hârun Reşid’e götürülünce, Hişam b. İbrahim el-Abbasî yanına geldi ve şöyle dedi: ‘Ey efendim! Benimle ilgili olarak Fadl b. Yûnus’a bir vesika yazılmış. Ondan benim işimi kolaylaştırmasını istemeni diliyorum.’
Bunun üzerine Ebû’l-Hasan merkebine binerek Fadl b. Yûnus’a gitti. Fadl’ın kapıcısı, ‘İmam Mûsâ b. Ca’fer kapıdadır’ dedi.
Fadl, ‘Eğer doğru söylüyorsan seni azad ediyorum ve sana mükâfat veriyorum’ dedi.
Fadl b. Yûnus yalın ayak dışarı koştu ve İmam’ı görünce ayaklarına kapanıp öptü. İmam’ı içeri davet etti.
İmam Kâzım içeri girdiğinde, “Hişam b. İbrahim’in ihtiyacını gider’ buyurdu.
Fadl da gerekenleri derhal yerine getirdi.” (İhtiyar-u Mârifeti'r-Ricâl, s. 500).
Abdulmü’min el-Ensarî anlatıyor:
“Bir gün Mûsâ b. Ca’fer'in (a.s.) yanına gittim. Muhammed b. Abdullah el-Ca’ferî de oradaydı. Onun yüzüne bakıp gülümsedim. İmam (a.s.), ‘Onu seviyor musun?’ dedi. ‘Evet’ dedim, ‘Sadece sizin için onu seviyorum.’ Buyurdu ki: ‘O senin kardeşindir. Mü’min mü’minin ana-baba bir kardeşidir, aynı ana babadan doğmamış olsalar da. Kardeşini suçlayan mel’undur. Kardeşine hainlik eden, mel’undur. Kardeşi için hayır düşünmeyen, mel’undur. Kardeşinin gıybetini yapan, mel’undur. İmam Ca’fer Sâdık (a.s.) da şöyle buyurmuştur: Gıybetten sakın. Çünkü gıybet, Cehennem köpeklerinin yiyeceğidir.’” (Bihâru'l-Envâr, 75/262).
Abbasî sarayının baskısı ve ajanların çokluğu, ümmeti korkutuyordu. Ehl-i Beyt yanlısı cemaat, sayıca azdı. İmam Kâzım (a.s.) yârenlerine yaptığı konuşmalarda, birbirlerine bağlanmalarını nasihat ederken, hakkın bâtıl karşısında sayıca az olmasının bir önemi olmadığını vurgulamaktaydı.
Sumaa b. Mihran anlatıyor: 
“Abdu's-Sâlih bana dedi ki: 
‘Ey Sumaa! Onlar döşekleri üzerinde kendilerini güvende hissederek beni korkutmaya çalışıyorlar. Allah’a yemin ederim ki, dünyada Allah’a ibâdet eden tek kişi bulunsa ve eğer ondan başka bir kişi daha bulunursa, Yüce Allah bunu ona ekler. Nitekim, şöyle buyurmuştur: ‘İbrahim, Allah’a boyun eğen, şirkten uzak duran, müşriklerden olmayan bir ümmetti.’ (Nahl, 120).
İbrahim Allah dileyinceye kadar bu hâline sabretti. Sonra Allah İsmail’i ve İshak’ı onunla kaynaştırdı. Böylece üç kişi oldular. Allah’a yemin ederim ki mü’minler az, buna karşılık bâtıl ehli olanlar çok olurlar. Bunun niçin böyle olduğunu bilir misin?’
‘Sana fedâ olayım bilmiyorum’ dedim. ‘Mü’minlerle ünsiyet kursunlar, göğüslerine güven aşılasınlar diye. Onlar da bununla huzur bulur, sükûnete ererler’ buyurdu.” (Bihâru’l-Envâr, c. 47, s. 94).
İmam Mûsâ b. Ca’fer, Ehl-i Beyt mektebinde yetiştirdiği cemaatine, ceddi diğer İmamlar gibi takiyyeyi tavsiye etmişti.
Muammer b. Hallad rivâyet ediyor:
“Ebû’l-Hasan Mûsâ Kâzım’a, valiler bir yere geldiklerinde onlar için ayağa kalkmanın hükmünü sordum, buyurdu ki:
Takiyye benimdir. Takiyyesi olmayanın imanı olmaz.” (el-Vesâil, c. 16, s. 204, hadis 21359).
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121