Bu haber kez okundu.

Kerküklü Ziyaeddin Abdurrahman Halis (ks)
Ömer NECATİ

Şeyh Ahmet Talibani'nin oğlu olan Abdurrahman Halis hazretleri 1212 tarihinde Kerkük kasabasında madde aleminin şerefini artırmış, 63 yıl yaşadıktan sonra değerli bir misafiri olarak bulunduğu şu geçici dünyaya 1275 tarihinde veda ederek yüce cennetlere giriş kapısı olarak kabul ettikleri hakikat feyizlerinin yeri olan dergahında toprağa verilmiştir.

Bu tasavvuf yolu silsilesinin kurucusu, Abdurrahman Halis hazretlerinin şerefli cedleri, Talibanlı Şeyh Mahmut hazretleridir ki; yaşadığı asrın kutuplarından olan Hintli Şeyh Ahmet'ten (k.s.) feyz almış, tasavvuf yolunun tanınmış büyüklerindendir. Adı geçen aile aslen 'Zengine' aşiretinin reislerinden bulundukları halde Kerkük'e bağlı 'Taliban' köyünde oturmuş olduklarından dolayı 'Talibanlı' şöhretiyle tanınmışlardır.

Şeyh Abdurrahman hazretleri, nuru bütün aleme yayılan, Hazreti Muhammed (a.s.)'a ait özelliklerden tam anlamıyla pay sahibi olan kamil ve ariflerden olması sebebiyle, sufilerin yüksek ve derin d~|~üşüncelerine daldıkları zaman gayretinin büyüklüğü ve manevi halleri o kadar yücelirdi ki, lahut alemine ait hakikatleri anlatan lisanları;

"Ben öyle bir kuşum ki her akşam ve sabah

Benim ıslığımla (ötüşüme karşı) arş dile gelir" diyerek ariflere yakışan bir övünme ile şakır, bir olgunluk derecesine ve bir yüce makama yükselirdi.

Dostları ile bir mecliste sohbet esnasında dahi o kadar hoşgörülü, tatlı dilli, düzgün ve açık lisanlı olur, fikir ve vicdan hürriyetine o kadar sahip bulunurdu ki ;

Ey Urfi! İyi ve kötü insanlarla öyle yaşa ki öldükten sonra müslüman seni zemzemle yıkasın, derdi.

Her sabah ve akşam, hakikat yolunun dergahının sofrasında, ihsanlardan kısmetini alan birkaç yüz fakirin arasında müslüman olmayan milletlerden dahi bir çok ihtiyaç sahibi bulunurdu. Hatta bir gün o fakirlerin arasında bulunan bir mecusi gezginin, kendisine ait dini töreni dergahın içinde yerine getirdiği, şeyhin bazı bağlıları tarafından görülerek hakkında dergahtan kovma ve azarlama gibi bir işe girişilmişse de Şeyh Abdurrahman Hazretleri buna engel olmuştur.

"İfadelerimiz çeşitli, senin hüsnün ise tektir.

Hepsi bu cemale işaret ediyor.

Hele soyluluk ve el açıklığında;

Nazar sahiplerinin yanında Süleyman' ın mülkü hiçtir, belki Süleyman, mülkten azade olan kişidir" sözlerine tam uygun olup, onun yanında dünya ile ilgili mal ve süslerin zerre kadar üstünlüğü ve değeri yoktu. Çok kereler iyilik ve bağış eteğini arayıp bulma ümidi ile yüksek huzurlarına yüz süren ihtiyaç sahiplerine verecek para bulunmadığı zamanlar, dünyaya ilgisine sebep olarak gördüğü elbiseden bile vazgeçerek bağış buyururlardı.

Bulunduğu, Hakkı bilme yolunun süslenme sebebi ve belki de tamamlayıcısı olan şiir sanatında dahi son derece güçlü idi. Şiirlerinin toplandığı, 'Halis Divanı' adlı kitabın okunup incelenmesinden de anlaşılacağı gibi, şiir sanatında en çok, Mevlana Celaleddini Rumi, Nur Ali ve Mağribi gibi tasavvuf ehli şairlerin en büyüklerinin tuttukları yola bağlı kalmayı daha çok tercih etmiş olduklarından dolayı, inciler saçan şiirleri baştan başa hakikatin manevi hazzı ile doludur. Bereket ve mutluluk sebebi olsun diye o nefis şiirlerinden birkaç mısra aşağıda verilmiştir.

Her nereye baksam gerçek maksadım senin yüzündür,

Fakat gözyaşı ile dolu iki gözümde senin hayalinden başka bir şey bulamam,

Hangi toprağa ibadet maksadıyla alnımı koysam

Taptığım ve maksadım Sen, varlığım ve secde ettiğim Sensin.

Bağdat'taki tekkesinde dünyadan göçen ve Osmanlıca'da Nefi, Farsça'da Firdevs ve Kaani gibi usta şairlerin, şiir sanatındaki güç ve kuvvetlerini eserlerinde hakkı ile göstermeyi başarmış olan meşhur şair Şeyh Rıza Efendi, Abdurrahman Halis hazretlerinin şerefli oğullarındandır.

Hazreti Pirin güzel söz söyleme sanatı rahmetli Şeyh Rıza Efendi'ye geçtiği gibi, fazilet ve irşad makamı da hala hayatta olan ve soyu temiz çocuklarının yaşça ve faziletçe büyüğü ve en olgunu olan Şeyh Ali Efendi hazretlerine nasip olmuştur. Allah-u Teala onun uzun ömrü ile müslümanları faydalandırsın.

Muhakkak bu yavru da O aslandandır.

Şiir söyleşindeki aşıklara ait incelik ve hoşgörülü güzelliği ile edebiyatçıları gerçekten kendisine aşık etmiş olan ikinci oğlu rahmetli Şeyh Abdulkadir Efendi, Hazreti Pirin dünya işlerine karşı hoşgörüsünün biricik temsilcisidir dense yeri vardır.

Kısaca sözü, insanlık kitabının hangi bir sayfasına getirirsek, Şeyh Abdurrahman Hazretlerinin sıfatlanmış oldukları ahlakla ilgili faziletlerini hakkı ile açıklayabilmek imkansız olması nedeniyle, kendilerinin hakikat aleminin ne kadar büyük bir kamil eri olduğunu anlayabilmek için, zamanın alimlerinin en ileride bulunanlarından ve edebiyatçıların en büyüklerinden bulunan Berzençli Kadı Hüseyin' in, Abdurrahman Halis hazretleri hakkında görüş duygularını açıklayıcı olmak üzere, Kerkük'den Süleymaniye'ye yazıp, düşüncelerini güzel ve noksansız bir şekilde dile getirdiği mektubunun aşağıdaki paragrafını kendime delil olarak alıyorum.

Gördüğümüzü Gördük!

Tekkenin baş köşesinde bir Pir oturuyordu

Dervişlik makamında sanki bir emir idi

Cemalinden bir ışık saçılmış, yanındakiler o nurla aydınlanmışlardı.

O baştan ayağa Zühre Yıldızı gibi nurdur

Sanki bütün sürurun özü odur

Derdi olan eğer yüzünü görse can u gönülden sevince gark olur,

Ay, güzel elinde bir kase olup kapısından isteklerini dilemekte,

Bugün dost ve düşman nezdinde apaçıkdır ki 'Talibanın Şeyhi' O'dur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100