04 Mart 2010 Perşembe 00:00
413 Okunma
Kâinatın merkezi insan
Allah'a seyr ü sülûk ve vuslat için tezkiye ve terbiye esastır. Bu ise bir ömür mücahede ve mücadeleyi gerektirir. ~|~

 

Nefis terbiyesi ve tezkiyesinden maksat ise masivaya ait kötü ahlâk vasıflarından arınıp, ahlâk?ı hamide ile donanmak ve bezenmektir. Bu, bir mânâda Kur'an?ı Kerim'in ifadesi ile "Rabbani olmak"; Hz. Peygamberin ifadesiyle Allah'ın ahlakı ile ahlâklanmaktır. Bu meyanda Hz. Peygamber'in (sav) "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim" buyurması manidardır.
Cenab?ı Hak da bu görev ile memur Resûlünün en güzel ahlâk üzere olduğuna dair, Kur'an?ı Kerim'inde teminat vermektedir. İslâm'ın kuşatıcı mesajına bakıldığında, denilebilir ki, güzel ahlâkı kuşanıp Allah'a vuslat yoluna girmek, buna ilk adımı iman nuruyla atmak yaratılış gereği olup Hakk'ın emridir.
Bu cümleden olarak "İman ve İnsan" teziyle insanlığa sunulan Hakk'a seyr ü sülûk ve vuslat hakikati, insanoğlunun en ulvî gayesini ve en yüce hedefini ifade etmektedir. Böylece insan kendi yararına ve Hak adına kazanılmış olur. İnsanoğlunu bu ulvî gayeye ve yüce hedefe yönlendirmek, ancak onu tam mânâsıyla irşad etmekle mümkündür. Zira gönlünde küfürden, şirkten, nifaktan, riyadan, haset, ucub ve gururdan... vs. kırıntılar ve tortular taşıyan insanın, elinden, ayağından, gözünden, dilinden ve kulağından hayır ve güzelliklerin sadır olma ihtimali zayıftır.
Bu meyanda irşad, kalbin riyadan, gururdan, hasetten, ucubtan, nifaktan, şirkten, küfürden, masivadan ve Hak'tan gayri herşeyden temizlenip iman ile, ihsan ile, muhabbet, şefkat, adalet, rahmet, tevhid, ihlas ve samimiyet ile süslenmesi, bezenmesi, doldurulmasıdır. Bu bakımdan ictimaî, iktisadî, fikrî, ilmî ve ahlâkî bakımdan bunalımda olan fertlerin, huy ve davranışları ne olursa olsun irşad edilmeleri zarurîdir ve her akl?i selim bu mecrada mükelleftir. Zira kâinatın merkezi insan, insanın merkezi kalptir; o iyi olursa bütün vücut iyi olur, o kötü olursa bütün vücut kötü olur.
***
Kulun Allah'tan Allah'ın da kulundan razı olma hali, kulluğun doruk noktasıdır. Bu makamda, hayır da müsavidir, şer de. Her şeyin faili Allah olduğu için artık itiraz kalkmıştır. Her hal ile itaat olunmuştur. Nitekim İbrahim Hakkı Hazretleri: "Hoştur bana senden gelen/ Ya hıl'at u yahut kefen/ Ya gonca gül yahut diken/ Lütfun da hoş, kahrın da hoş" demiştir.
Kulluk ilimle, amelle ve ihlasladır. Yani ibadetledir. Hz. Mevlâna'nın hayatında ifadesini bulduğu en kâmil şekliyle... Mevlâna'yı da yakînen tanımak için kulluğu daha köklü anlayalım. Kulluk (ubudiyet) yaratılış gayesi doğrultusunda Allah'a bağlılığı ifade eder. Mahlûkatın en anlamlı işi ubudiyettir. Bu kulluk görevi insan ve cinler dışındaki mahlukatta cebrî, insanda ve cinlerde ise ihtiyârîdir.
Kulluğun iki temel esası mevcuttur: Birincisi marifet, yani Allah'ı bilmek, ikincisi de, O'na layıkıyla ibadet etmektir.

RAHMETEN Lİ'L?ÂLEMÎN HZ. MUHAMMED (SAV) /
Prof. Dr. Haydar BAŞ'ın kaleminden Gönül Sohbetleri

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100