06 Ekim 2002 Pazar 00:00
151 Okunma
Kırk yıllık hatır gönül meselemiz
Geleneksel Türk kahvesinin hazırlanışı, pişirilmesi ve sunuluşu başlıbaşına bir tören havasında olur. Çekirdek kahvenin kavrulmasından, ağır ağır kısık ateşte pişirilmesine, bol köpüğüyle fincanlara konulması ve konuklara ikramına kadar uzanan bir hikayesiyle kahvenin hatırı çok ülkemizde. Şimdilerde, 'sade', 'az şekerli', 'orta' ve 'çok şekerli' olarak içilen Türk kahvesi, geçmiş zamanlarda yalnız sade, yani şekersiz olarak içilirdi. Ama kahvenin yanısıra şekerleme, lokum vb. ağız tatlandırıcılar da eksik olmazdı. Türk kahvesinin adını ve ününü duymayan azdır ama, gerçek tadını bilenlerin sayısının fazla olduğunu söylemek zordur. Kahve alışkanlığını Türklerden alan Avrupa ülkeleri sonradan kendi tarzlarını geliştirmişlerdir. Geleneksel Türk kahvesi hazırlanışı, pişirilmesi, sunulması, araç ve gereçleriyle ayrı bir kültürdür. Tahtakale'de açılan ilk kahvehane yalnız halkın değil müderris ve kadı gibi okumuş kesimin de ilgisini çekmiştir. Sultan III. Murat (1546?1595) zamanında İstanb~|~ul'da kahvehane sayısı 600'ü geçmişti. Kahvehaneler, manzaralı yerlere, köşk şeklinde inşa edilir, çoğu kez verandaları olurdu. İçlerinde yaşmaklı bir kahve ocağı, çepeçevre kerevetler ve bazen orta yerde bir havuz yer alırdı. Eski kahvehaneler edebiyat, müzik faaliyetleri için kulüp niteliğinde merkezler haline gelmişti. Bu yönleriyle de Fransız kahvelerinin atası sayılırlar.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100