02 Ağustos 2015 Pazar 00:01
950 Okunma
‘Konuştuğu zaman hakkı bâtıldan ayırırdı’
İmam Ali (a.s.), mü’minlerin emiri, vasilerin efendisi ve -Allah’ın emri ve Peygamber’in (s.a.a) açık sözü gereğince- Resûlullah’ın (s.a.a) hidayete götürücü, yol gösterici halifelerinin ilkidir. Kur’ân onun masum olduğunu ve her türlü kötülükten arındırıldığını açık bir dille ifade etmiştir. Resûlullah Efendimiz (s.a.a) onu, eşini ve iki oğlunu yanına alarak Necran Hıristiyanlarıyla lânetleşmeye gitmişti. Peygamberimiz (s.a.a), onun sevilmesi vacip olan akrabalarından olduğunu vurgulamış, defalarca onun Kur’ân-ı Kerim’le ilahi görev itibariyle eşdeğer olduğunu, ikisine sarılmanın kurtuluşa, onlardan uzaklaşmanın ise alçalmaya neden olacağını dile getirmiştir.
İmam Ali (a.s.), çocukluğunun ilk dönemlerinden itibaren Allah Resûlü’nün (s.a.a) bağrında yetişti. O’nun hidayet pınarından beslendi. Bütün yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren bir kardeşti. İman edenlerin ve namaz kılanların ilkiydi. Rabbinin yoluna kendini adayanların en samimisiydi. Gerek Mekke’de, gerek Medine’de, hem Peygamber’in (s.a.a) yaşadığı dönemde, hem de Peygamber’in (s.a.a) vefatından sonra, her türlü görünümüyle azgın cahiliyeye karşı verilen çetin mücadelede nebevî risaletin başarısı için kendini feda etmekten bir an bile geri durmadı; onun ilkeleri, risaleti, mesajları ve bütün değerleri içinde fena bulmuştu. Hakkın tüm cepheleriyle her türlüsünün somut bir numunesiydi. Bir parmak ucu kadar bile hakta yanılmadı, bir kıl kadar gerçekten sapmadı.
Dırar b. Damre el-Kinanî, Muaviye b. Ebu Süfyan’ın yanında onu vasfetmiş, sonunda hem Muaviye’yi, hem de orada bulunanları ağlatmıştı. Öyle ki Muaviye ona rahmet okumak durumunda kalmıştı. Şöyle demişti Dırar:
“Allah’a yemin ederim ki Ali, ileri görüşlü ve çok güçlü biriydi. Konuştuğu zaman hakkı bâtıldan ayırır; salt adaletle hükmederdi. Her tarafından bilgi akardı. Söz ve davranışları hikmeti dile getirirlerdi. Dünyadan ve dünyanın çekici güzelliklerinden kaçardı. Geceye ve gecenin yalnızlığına sığınırdı. Çok ağlar; uzun tefekkürlere dalardı. Üzüntüden avuçlarını ovuşturur ters çevirir ve kendi nefsine hitap ederdi. Elbisenin kısasından ve yiyeceğin kurusundan hoşlanırdı. Aramızda herhangi birimiz gibiydi. Yanına geldiğimiz zaman bize yaklaşırdı, bir şey sorduğumuz zaman cevap verirdi. Davet ettiğimiz çağırdığımız zaman bize gelirdi. Bir haberi sorduğumuz vakit, haberi aktarıp bizi aydınlatırdı. Allah’a yemin ederim ki, ona yakın olmamıza ve kendisinin de bize yakın durmasına rağmen, onun heybetinden yanında neredeyse konuşamaz hâle gelirdik. Gülümsediği zaman, dişleri dizilmiş inciler gibi belirirdi. Dindar insanlara büyük saygı gösterir, yoksulları kendisine yaklaştırırdı. Güçlü olan, bâtıl işinde ondan cesaret alamaz, zayıf kimse de onun adaletinden umut kesmezdi.” (el-İstiâb, 3/44, bs. Dar-u İhyai’t-Turas’il-Arabî, Beyrut).
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100