Bu haber kez okundu.

‘Kulun makamı niyazdır’
Ahmed ibn-i Ataullah şöyle anlatıyor:
“Bir şey için dua ettin fakat isteğin geç kaldı. Sen muradının gecikmesinden dolayı duam kabul edilmedi deme. Dersen terbiyesizlik ve edepsizlikte bulunmuş olursun. Allah duayı kabul eder. Fakat dilediği zaman kabul eder. Sen Allah’a suî zân etme, hüsnü zân üzere ol. Ubûdiyette şart, tam bir teslimiyettir. Kulun makâmı niyâzdır, efendinin kapısında yalvarmaktır. Ben istedim de Allah vermedi deme. Kulsan efendinin sana verdiğine râzı ol. Yoksa terbiyesizlik etmiş olursun.
Başkası ile, ‘Allah’a kulluk yapmıyor, ibadet etmiyor’ diye alay etme ve ona karışma. Edersen gururlanmış olursun. Hâlbuki Allah’a yükselme makamı yokluk ve tevâzu makamıdır.
Lutuf ve kahır cihetinden râzı isen Abdullah’sın. Eğer kahrına râzı değilsen, Abdullah değilsin.
İsteyicisin fakat asıl mesele Allah’ın verdiğine (istediğine) râzı olmaktır. İşte bu kulluktur (Abdullah olmaktır). Kısacası, ibadet ve taatı bir şey istemek için değil, Allah istediği için yapmalısın. İlâhi emri yerine getirmek olduğuna inanmalısın.
Allah (c.c.), ‘Benim kahrıma ve lutfuma râzı olmayan, başka ilah bulsun’ buyuruyor.
Ayet, ‘Ben, insan ve cinleri, Bana kulluk etsinler diye yarattım’ buyuruyor. Bu emir kul olduğumuzu, ibadet ve zikri Allah için yapmamız gerektiğini bildiriyor.
Sana yol açılabilmesi için, varlık dağının kaldırılması lâzımdır. İnsanın benliği kendi hakikatine perde olur. Kelime-i tevhid, insana nefsinin yokluğunu kendine bildirir ve sen de ortadan kalkarsın.
***
Herhangi bir kimsede Cenab-ı Hakk’ın inâyeti tecellî etmiş ve kendisinden bazı hâller zuhur ediyorsa, böyle kimseler bile nefsinin tesirinden kurtulamamıştır.
Böyle kimselerin bazıları kendinden geçmiş, varlığını Hakk’a teslim etmiş ve kendindeki inâyet-i ilâhî ile Hakk’a vâsıl olmuştur. Fakat bazılarında da yolunun ve yürüyüşünün iyi olduğunu teşvik için bazı kerametler zuhur eder. Bunlar Allah’tandır. Fakat bu kerametlere aldanmamak lazımdır. Aldanıp sevinirse, orada kalır. Çünkü gaye keramet değil, Allah rızası ve istikamet üzere olmaktır.
Âyet: ‘Ey Habibim, emrolunduğun gibi istikamette yürü.’
***
Vârid, âhirette kâimdir. Vird, dünyaya aittir. Vird, Hakk’ın senden talep ettiği şeydir. Vârid ise, Hak’tan sana gelen inşirâh ve huzûrdur.
Vird, (gerek kalben, gerek lâfzen okunan zikir, kılınan namaz gibi), her gün tekrarlanan amel-i sâlihtir. Vird’in kıymetini câhiller bilmezler. 
Vârid, Allah tarafından sana gelen inşirâh ve huzurdur. Fakat vâridin asıl alış yeri ahirettir. Şu halde sâlih amellerin asıl toplanış yeri âhirettir. Burada da olur fakat çoğu âhirettedir.
Vird, insanın ömrü sona erince biter. Fakat vird’in kıymetini takdir edip, sağ olduğun müddetçe yapman gerekir. Hz. Peygamber son nefesinde, ‘Es-salâh, es-salâh=namaz, namaz’ diye buyurmuşlardır. Binâenaleyh bazı gâfiller gibi vird’i hor görme.
Hz. Âişe (Allah ondan razı olsun) validemize, ‘Hz. Peygamber nasıldır?’ diye sordular. O da, ‘Bütün amellerini bir ân geri bırakmazdı’ buyurdular.
Birisi Hz. Peygamber’i rüyasında görmüş, ona buyurmuşlar ki, ‘Bir kimsenin dünü bugüne müsavi ise yazıklar olsun. Eğer akşamı gündüzünden şerse o kimse mahrumdur.’
Cüneyd-i Bağdâdî’yi rüyada görmüşler ve sormuşlar. O da, ‘Dünyadaki ilimlerimiz, iyi sözlerimiz, hepsi yok oldu. Ancak vakt-i seherde kalkıp, kıldığımız namazlar kaldı’ diye buyurmuş.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100