Bu haber kez okundu.

Mesnevi'den
~|~ "?Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri orucunu açtığı andaki; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir?" (Müslim, Sıyâm, 164)
Oruçlarımızı açmadan önce yaptığımız iftar duâsında:
 "Ey Allâh'ım! Senin için oruç tuttum. Sana îmân ettim. Sana tevekkül ettim. Senin verdiğin rızıkla orucumu açtım." diyerek Hakk'a ilticâ ediyoruz. İftar duâsı, esâsen orucun mânevî cihetini de îzâh etmektedir. Yâni orucun nasıl bir hâlet?i rûhiye ile tutulması gerektiğini de bildirmektedir. Buna göre:
 "Ey Allâh'ım! Senin için oruç tuttum." derken, oruçtaki kalbî seviyemizi yâni riyâdan uzak niyetimizi belirtmiş oluyoruz.
 "Sana îmân ettim." derken, ibâdetlerin ana zemininin îmân olduğunu beyân etmiş oluyoruz. Yâni namaz ve oruç gibi ibâdetleri bedenî zindelik ve sıhhat gibi tâlî faydaları için değil, sırf îmânımızın bir gereği olduğuna inanarak îfâ etmek gerekmektedir. Zîrâ Hakk'a ibâdet ve kulluğun mânevî derecesi, îmânın gücü nisbetindedir. "Sana tevekkül ettim." demek sûretiyle de acziyetimizi îtiraf etmiş, Rabbin sonsuz kudret ve azametine teslimiyetimizi ifâde etmiş oluyoruz. Demek ki, fânîlere değil, Bâkî olan Rabbimize tevekkül hislerimizi de güçlendirmek sûretiyle ibâdetlerimize ayrı bir mânevî kıvam kazandırmamız gerekmektedir.
 "Senin verdiğin rızıkla orucumu açtım." derken de rızıktan çok "Rezzâk"a yönelme şuuruyla, Rabbimizin mülkünde yaşadığımızı ve rızkın Allâh'tan geldiğini kalben de îtiraf etmiş oluyoruz.
Makbûl bir oruç tutabilmek için dikkat etmemiz gereken esasların başında riyâdan korunmak gelir. Riyâ ve gösterişten uzak, kalbî bir kıvâm ile edâ edilen oruç ibâdeti, en fazîletli kulluk tezâhürlerinden biridir. Fakat dünyevî gâyelerle bulandırılmış, gösteriş ve gafletle yaralanmış oruç ve namazlar hakkında Hazret?i Peygamber ?sallâllâhu aleyhi ve sellem? şöyle buyurmuşlardır:
"Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur." (İbn?i Mâce, Sıyâm, 21/1690)
Oruçtaki bu kalbî hassâsiyet, namazın da Hak katında kabûlü için zarûrîdir. Namaz kılarken kalbin riyâ ve ucuptan korunmasının lüzûmuna dâir Şeyh Sâdî'nin Gülistan adlı eserinde anlattığı şu hâtırası ne kadar ibretlidir:
"Çocukluğumda zühde, riyâzete, gece ibâdetine çok düşkündüm. Bir gece babamın yanında oturuyordum. Bütün gece gözümü yummamış, Kur'ân?ı Kerîm'i elimden bırakmamıştım. Birtakım kimseler etrâfımızda uyuyorlardı.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100