Bu haber kez okundu.

Mesnevi'den
"Her kim aslından uzak ve ayrı olursa o, vuslat ânını bekler durur!"
"Ben ki her meclisin ağlayanı, sâlihlerin de fâsıkların da arkadaşıyım."
"Herkes kendi zannınca bana dost olur, sohbetimden bir şeyler öğrenmek ister."
"Gerçi feryâdım, sırrımı ifşâ ediyor, lâkin birçok gönülde bunu sezecek nûr yok!
"Cân ve ten birbirinden gizli değildir. Fakat cânı, görmeye izin yoktur."
"Ney'in sadâsı ateş oldu, onu boş bir nağme sanma! Kimde bu ateş yoksa yazıklar ona!" ~|~ Hazret?i Mevlânâ bir başka rubâîsinde şöyle buyurur:
"Ney'i dinle ki, neler neler söylüyor. Allâh'ın gizli sırlarını ifşâ ediyor. Yüzü sararmış, içi boşalmış, başı kesilmiş, yâhud neyzenin nefesine terkedilmiş olduğu hâlde dilsiz ve kelâmsız feryâd ederek "Allâh.. Allâh.." diyor."
Çünkü ney, yetiştiği kamışlıktan kesilip ayrılmış, bağrı ateşle dağlanarak delikler açılmıştır. Başına, ayağına, hattâ boğumları arasına mâdenî halkalar ve teller takılmış, yâni kelepçelere mahkûm edilmiş, bundan dolayı da kupkuru ve sapsarı kesilerek benzi solmuştur.
İnsân da aynen böyledir. O, âlem?i ilâhîdeki mevkîinden şu dünyâya getirilmiş ve beşeriyyet kaydına alınarak ayrılık ateşiyle yüreği dağlanmış ve şerha şerha edilmiştir. Ancak her insanda vâkî olan bu gerçek, tefekkür ve tehassüs itibarıyla temâyüz...erek insan?ı kâmil hâline gelindiğinde zâhire çıkar. Yâni idrâk sâhasında tezâhür eder.
Kâinâtta gördüğümüz veya göremediğimiz bütün mahlûklar, Allâh Teâlâ'nın esmâsının (isimlerinin) bir kısmının mazharıdır. İnsanda ise, bütün esmâ?yı ilâhiyyenin kâmil tecellîsi mevcûddur. İnsan "Rûhumdan ona üfürdüm..." âyetinin sırrına nâil olmuştur. Bu sebeble o, bir îcâd bedîası, yâni san'at hârikasıdır. Hakk'ın san'atı, kudreti, yaratma gücü, en kâmil mânâda insanda tecellî etmiştir. Bu itibarla insan, mânevî kirlerden, nefsânî arzulardan arınır ise, tam mânâsı ile kâmil olur. Bir mıknatıs etrafındaki tozlar gibi, geldiği âleme şiddetle iştiyak ve hasret duyar.
Bu, insan rûhunun Allâh'dan geldiği için vâsıl?ı ilâllâh olma istîdâdıyla mücehhez olmasındandır. Bu istîdâdın da harcı, muhabbettir. Muhabbet ise, yürekte bir ateştir ki, gönülde mâsivâ bırakmaz, yakar. İşte bu yanışla insanda geldiği yere dönme meyli tezâhür eder, Rabbine iştiyâk ve arzusu artar; hasreti şiddetlenir.
Hazret?i Mevlânâ ?kuddise sirruh?, Bilâl ?radıyallâhü anh?'ın bu gurbet âleminden kurtulup Rabbine kavuşma arzusunu ne güzel anlatır:
"Hazret?i Bilâl, zayıflıktan hilâle dönmüştü. Yüzüne ölümün rengi ve gölgesi düşmüştü."
"Hanımı onun bu hâlini görünce: «?Eyvahlar olsun, evim yıkıldı!» dedi."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100